Salı, 23 Mayıs 2017

Makdisi’den anlamlı cevap: “Huneyn’de seçkinler sebat etti”

Huneyn’de seçkinler sebat etti, fetihlerle Müslüman olanların çoğu arkasını dönüp kaçtı. O gün Ebu Hureyre (Radıyallahu Anhu) şu ayetleri okuyordu: “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde ve insanların grup grup Allah’ın dînine girdiğini gördüğünde Rabbini hamd ile tespih et. Ve O’ndan mağfiret dile. Muhakkak ki O, tövbeleri kabul edendir.” [Nasr Suresi] Sonra dedi ki: “Canım elinde olana yemin ederim ki, gerçekten insanlar bugün dinlerinden fevc fevc çıkıyorlar ona fevc fevc girdikleri gibi.”

Bu meşhur rivayeti öne aldım ki ahmağın biri ümmeti tekfir ettiğimi iddia ederek sözümü maksadından başka yere çekmesin.

Ve derim ki: Tağutların, kültürünü kirletmesinden, sultanların âlimlerinin dinini saptırmasından, tasavvufun onun çevresinde rahatça yaşamasından, ircanın akidesiyle oynamasından ve hayal kırıklıklarının, duygusal ve manevi hezimetlerin ardı sıra üzerine gelmesinden on yıllar sonra ümmeti; Cihatçılara uysal bir vasıta olması için düşlerini gerçekleştirerek, soylu isteklerini uygulayarak, büyük amaçlarına teminatla ulaştırarak onların düşündüğü cihadı diriltmeye hazır görüyor musun? Büyük çoğunluğu; dinini, âlimlerini, vatanını yüzüstü bırakıp tekrar tekrar cellâtlarına tezahüratta bulunup, onları alkışlayan bir ümmete dayanmak, Cihatçıları bir yana İslamcılara(!) karşı dahi hali böyle olan bir ümmete itimat edip, yardımına dayanmak büyük bir sapmadır. O, kendisine dayananı düşürmüş ve bazılarını zindanlara itmiştir.

Muhakkak ki ılımlılar olarak nitelendirilen İhvan-ı Muslim’in Mısır’daki ümmetin devrimini kullanarak düşüncelerine ulaştıklarını ve hedeflerini gerçekleştirmek üzere oldukları vehmine kapıldılar. Onlar bu haldeyken genel mürşitleriyle, Mısırlı ümmet(!) tarafından seçilen demokratik başkanlarıyla Akreb Hapishanesi’nde toplandılar. Ertesi gün o ümmetin çoğunluğu cellâtlarına tezahürat yapıp dans ederek, İslamcıları (!) lanetleyerek, bazıları askerlerin botlarını kafalarında taşıyarak dışarı çıktılar.

Arapların madeni, İnsanların en hayırlısının (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendilerine gönderildiği Araplar, bugünün Araplarının üzerinde olduğundan daha saftı. O zamanki ahlakları bugünün Araplarının çoğunun üzerinde olduğu ahlaktan daha soylu ve değerliydi. Bununla birlikte kabilelerden garip olan, kavimlerinin kendilerine savaş açtığı, aşiretlerinin işkence ettiği, hicrete zorlayana sonra da öldürene kadar ablukaya aldığı özün özü haricinde çoğunluğu Nebi’nin önünde durdu ve dinine yardımda, hedeflerini gerçekleştirmede O’nu takip etmedi. Arapların İslam’a fevc fevc girmesi ve seçkinlerin projesine yardım etmesi Allah’ın yardımı ve fethin gelmesinden sonra oldu. Araplar bunu bizzat görünce seçkinlerin projesiyle ilgilenmeye başladılar ve o vakit gelip fatihlere katıldılar. Fetihlerle Müslümanlaşanların, bunların çoğunun İslam’a girişi, yenilmişin yenenin dinine girmesi kabilindendi. Bu yüzden seçkinlerin cihadına eşlik ettiklerinde hatta kaçarak arkalarını döndüklerinde onların çokluğu bir fayda vermedi. Ve Huneyn’de sadece seçkinlerin seçkini (ağaç altında beyat eden ashab) sebat etti. Fetihten sonra Arapların heyetleri biat ederek, Allah’ın dinine fevc fevc girdiler. Sonra bunların çoğu çok beklemeden Nebi’nin vefatıyla gelen ilk sarsıntıyla Allah’ın dininden çıktılar. Böylece Sıddık’ın ve de onunla beraber olan seçkinlerin karşı koyduğu Arapların riddeti meydana geldi ta ki mürtedlerin başlarını kılıçla uyuttukları, seçkinlerin ve komutanlarının galebe çalmasıyla insanların Allah’ın dinine döndüğü zamana kadar. Bu aktif seçkinler, dini taşıyan ve kendileriyle hedefe ulaşılan, her zamandaki hakiki binitlerdir. Ve onlar Nebi’nin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanların genelini yererken kendilerini övdüğü kimselerdir.

Abdullah bin Ömer’in (Radıyallahu Anhuma) Sahih-i Buhari’deki rivayetinde olduğu gibi: Allah Resulü’nü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle derken işittim: “Muhakkak ki insanlar yüz deve gibidir. Neredeyse onlarda binilecek birini bulamazsın.” İbn-u Battal der ki: “Hadisin manası muhakkak ki insanlar çoktur, onlardan razı olunanlar azdır.” Buhari de bu hadisi ‘raful emane’ babına koyması ile bu manaya işaret etmiştir.

Mısır, Tunus ve Müslümanların beldelerinin diğerlerinde milyonlar ayaklandı ve çıkıp kıran, yıkıp bağıran topluluklar gördük. Bunun ana nedeni ise açlık ve ekmekti. Rızkını seyyar arabasıyla kazanmaktan men edilen seyyar satıcının kendisini ateşe vermesinden ve kitlelerin tağutlarını devirmek için gruplar halinde onun izinden gitmesinden sonra çok geçmeden onun yerine başka tağutları getirdiler, sadece yüzlerin değişmesine kandılar. Hatta bir süre sonra devrimin bazı reformlarının –ki hâkim düzenleri güzelleştirme operasyonundan fazlası değildir– kendisini razı ettiği birine güvenip, devrime dönseler bile; cihatçıların talepleri, tağutları reddetmek ve şeriatın hâkimiyetini gerçekleştirmek ile kendisini gösteren büyük hedef atlanılmış olacak ve bu düzenler için olan yüzlerce güzelleştirme operasyonları ve estetikle bu ebeden gerçekleşmeyecektir. Ondan sonra ümmetin çoğunluğunu razı eden ve her devrimde kendilerine karşı güldürten; cihatçıların kendisi için çabaladığı şey bu değildir. Bu böyleyse cihatçıların isteklerine ulaşmaları hiç bir şekilde ümmet ve toplumda erimeleri ile mümkün değildir.

Muhakkak ki ümmet, İmam Ahmed’in –Allah ona rahmet etsin– zamanında Allah’ın dinine ve nübüvvet çağına bugün olduğundan daha yakındı. O zaman âlimler bugünkünden daha çok, dine tutunmak bugünkünden daha kuvvetli idi. Birden fazla kişi rivayet etmiştir ki; İmam Ahmed’in vefat ettiği gün cenazesine katılanlar bir milyonu aşmıştı. O günkü otoritenin askeri kuvveti bugünün otoritelerinin askeri kuvvetlerinin etkinliği ve caydırıcılığında değildi. Bununla beraber ümmetin çoğunluğu İmam’ı ve seçkinlerden onunla beraber olanları yüz üstü bıraktı ki onlar akidelerini açıkça söylemede sebat ettiler. Onlar öldürülüyor, hapse atılıyor ve dövülüyorken onları seyrettiler. Cenazesine devasa sayıda insan katılmışken, biz der miyiz, insanların İmam Ahmed’i bırakıp gitme sebebi ümmete kapanıklığı ve yalnızlığı sebebi ile idi? Ümmete özen göstermek ve ona davetimizden aslan payını vermek; âlimlerin, davetçilerin ve cihatçıların dikkat etmesi gereken önemli hedeflerdendir. Ancak, ona dayanmak, onun içinde erimek, sadece ekmek için ayağa kalkanın akımıyla götürülüp sürüklenmek; bunun akıbeti ya Tunus’taki dizginleyicileri olmayan Nahda akımı gibi bir akıma ya Mısır’daki Mursi ve onun cemaatinin tecrübesi gibi bir tecrübeye ya da Libya’daki cihatları yerine herhangi bir makama razı olan Cihatçıların bazı komutanlarının düştüğü duruma götürür. Bu tecrübelerdeki akımların çeşitliliğine rağmen sonuç sadece bir tane idi o da bu tecrübenin düşüşü ve başarısızlığıydı. O zaman doğru olan cihatçıların bu tuzlu toplum içinde erimeleri ve ümmetle beraber tecrübelerinden edilmeleri değildir. Bilakis, toplumdan eritebildikleri kişileri akımlarında eritmeleri için çabalamalarıdır. Bu topluma rehberlik eden etken seçkinler ve ümmetin projesini hedefe ulaştırana kadar onu taşıyacak soylu binitler olmaları için…

Uzunluğu ya da yavaşlığı bu yolu kusurlu yapmaz. Temiz hedefine geç olarak ulaşman ona ebediyen ulaşamamandan ya da tuzlu bir hedefe sapmandan daha hayırlıdır. Bu yolun ehli; kıyamet günü bir nebinin yanında bir iki kişi ile gelmesini ve bir nebinin de yanında kimse olmadan gelmesini bilmesi ile daima teselli buluyor ve katlanıyor zaten. Ancak toplumun çoğu, devrimcilerin çoğu, mitingcilerin çoğu, seçmenlerin çoğu, insanların çoğu, çoğunlukların çoğu…

Her kim onlara güveniyor ya da cihatçılardan onların içinde erimesini istiyorsa muhakkak ki onların halini açıklayan ayetlerden bir çoğunu atlamış olur:

“Ancak insanların çoğu bilmezler.” [Araf 187, Nahl 83, Rum 42, Sebe 36, Ğafir 59, Casiye 26]

“De ki; hamd Allah’ındır. Hayır, onların çoğu akletmiyorlar.” [Ankebut 63]

“Ancak insanların çoğu şükretmez.” [Bakara 243, Yusuf 38, Ğafir 61]

“Onların çoğu Allah’a ancak şirk koşarak iman ederler.” [Yusuf 106]

Bizden bilmeyen ve akletmeyenlerin içinde erimemizi mi istiyorlar! Yoksa vacip olan, onlara güzel örnek olmak için farklılığımızı devam ettirmek; ilmin, şeriatın ve aklın yükümlü tuttuğu şeyleri başarmak için çabalamamız mı? Ümmetin içinde erimeye davet eden kimse Tirmizi ve diğerlerinin Sevban’dan rivayetini benzer şekilde gözlerinden kaçırmışlardır:

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kıyamet, ümmetimden bazı kabileler müşriklere katılıncaya ve putlara tapıncaya kadar kopmaz.” Bizden ümmetin ve toplumun genelinde erimemizi, bu kabilelerin katıldığına bizim de katılmamızı ve çağdaş şirklerine iştirak etmemizi mi istiyorlar? Bilakis vacip olan, ümmeti şerefli günlerine komuta etmede seçkinlere katılmaları için içine düştüğü şeyden onu kurtarmak için çabalamamız, ondan gücümüz yettiği kadarını akımlarımızda eriterek cihadımıza katmamızdır.

Ebu Muhammed el-Makdisi

3 Mart 2017

Mütercimin Notu: Bu yazı Şeyh Ebu Katade el Filistini’nin Cihadi akımda olması beklenen değişiklikler adıyla yayınladığı yazıya cevap niteliğinde yazılmış ve Şeyh Ebu Muhammed el Makdisi’nin telegram hesabından yayınlanmıştır.

Ahsender

 

BU HABERLER DE VAR!

Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir

        ”Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir” Bazı insanlar sürekli …

Dr.İyad Kunaybi – Çocuk Yetiştirmek

Küçük oğullarınız ve kızlarınız büyümeye başladıkça onlar üzerinde hâkimiyet kurmanız zorlaşır. Sonra da yeni evler …