Cuma, 24 Mart 2017

Louai Sakka’dan özelde tekfircilere, genelde Türkiyeli Müslümanlara nasihat (arşivden)

Suriye uyruklu Louai Sakka 1972 doğumludur. 11 Ağustos 2005 günü Diyarbakır Havaalanı’nda Türkiye’ye girmek isterken üzerinde 18 ayrı kimlikle yakalandı.  Yakalanmasaydı Antalya ve Akdeniz’deki çeşitli limanlar arasında İsrailli turistleri taşıyan İsrail gemilerine saldırı hazırlığı içinde olduğu tahmin ediliyordu.  Louai Sakka El Kaide’nin zirvesiyle de derin ilişkilere sahip. Irak El Kaidesi’nin kurucu lideri Ebu Musab Zerkavi’nin sağ kolu olduğu da iddia ediliyordu.

El Kaide`nin `özel görevli üst düzey yöneticisi“ olduğu, 15-20 Kasım 2003`te İstanbul`da yapılan bombalı eylemlerinin fikrini ortaya attığı ve eylem için kullanılan 150 bin doları El Kaide davası sanıklarına aktardığı iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılandı ve ceza aldı.

Türkiye’deki tekfircilik akımının çoğalması sonrasında Sakka’nın yazdığı risaleyi bir kez daha yayınlıyoruz:

* * *

Hamd Allah’a mahsustur salât ve selam rehberimiz ve komutanımız Rasulullah (s.a.v) üzerine olsun… Selam hakkı gördüğü anda tabi olan hak yolunun yolcularına….. ve selam olsun batılın batıllığını idrak eder etmez kınayanın kınamasından çekinmeden batılı terk edenlere…

Şunu biliyoruz ki bizler Muhammed (s.a.v) in getirdiği hidayete tabi olmuş ve yine Rasul (s.a.v) in haber verdiği “Taifetul mansura” olan Cihad erleriyiz bu yüce nimetin hakkını vermeye memuruz dolayısıyla Akidemiz ve menhecimizin bulandırılmasına ve saptırılmasına engel olmamız gerekmektedir!!!

El-Kaide sancağı altında toplanmış Mücahid ilim ehlinin ortaya koyduğu ve Şeyh Usame bin Ladin, Şeyh Zevahiri ve Şeyh Zerkavi’nin tüm Dünyada mucahidlerden tabi olmalarını ve uymalarını istedikleri, Akide Fıkıh ve menhec ışığında son günlerde gelişen tartışmalara bir nokta koymak istiyorum..

Allah (c.c.) bu mukaddes yolun aydınlığını ve bereketini kalplerimize yerleştirsin. İnsi ve cinni şeytanların şerrinden hepimizi muhafaza etsin. (Amin)…

El-Kaide’nin

1-) Akidesi = Selefi Salihin olan sahabenin, tabiinin ve tebei tabiinin saf ve berrak akidesidir.

2-) Hedefi = Yeryüzünde din tamamen Allah’ın oluncaya kadar ve Raşid bir hilafet kuruluncaya kadar Cihad etmektir..

3-) Menheci = Ummetin muteber imamlarının asırlardır uygulaya geldikleri sırat-ı müstakim olan net ve tek yoldur.

A-) Kelimeyi şehadeti söyleyene Müslüman deriz başka bir şey demeyiz.. Ta ki kendisinde cehalet, ikrah ve tevil olmaksızın küfür bir söz veya küfür bir amel ortaya çıkana kadar..
Küfür söz veya amel ortaya çıkınca bakarız! Bunu bir cehalet ile mi yapmış-söylemiş- veya bunu bir ikrah altında mı yapmış veya bu söz ve ameli bir farklı tevil ile mi yapmış… Eğer bunlardan biri dahi olmadan yapmış ise o kişi (ler) halis kâfirdir. İsterse başka İslam alametleri taşısınlar. Namaz, Oruç, Hac, Zekat gibi…

Bunlardan (yani cehalet, ikrah, te’vil) biri dahi O kişide varsa biz bunlara kafir demeyiz Ulema böylelerini bid’at ve Hurafe ehli diye isimlendirmiştir çünkü bu kişiler küfür olan söz ve ameli Cehalet, ikrah ve te’vil ile yapmış olabiliyorlar.. Elbette cehalet, ikrah ve te’vil in meşru bir sınırı ve tanımı vardır. Bu meşru (Kabul edilebilir) sınırın dışında hiçbiri küfre engel değildir.

B-) Kafiri tekfir etmenin durumu =

Biz iman ederiz ki küfrü açık ve net olanın tekfir edilmesi her bir Müslüman’a vaciptir. Kim küfrü açık ve net olanı tekfir etmez ise kendisi kâfir olur. “Ebu Cehil kâfir değildir” diyen kâfir olur, “İsa Allah’ın oğludur” diyenlere kâfir değildir diyen birisi kâfir olur.

Çoğu zaman bazı kişilerce ve gruplarca karıştırılan kural işte bu kuraldır… Ulemanın ortaya koyduğu bu kaide, bu kişi ve gruplar tarafından bilerek ve çoğunlukla genelleştiriliyor. Ve küfrü açık ve net olmayanında her kes tarafından istisnasız tekfir edilmelerini istiyor ve tekfir etmeyenlerde tekfir ediliyor.

“Yarım hoca dinden eder”e iyi bir örnek bu olsa gerek küfrü herkes tarafından rahatça anlaşılmayan kâfir-i (yani münafıktır aslında) tekfir etmeyeni tekfir etmeyiz.

Örneğin, kendisi din kisvesi altında vaazlar veriyor, kalabalık cemaatler yönetiyor, ağzından ayet ve hadisler dökülüyor, Allah aşkıyla ağlıyor görülüyor. Bu kişinin küfrünü biz biliriz fakat bilemeyen halk için durum farklıdır, bunun İslami görünen sıfatları hatta hocalığı için halk kendisini tekfir etmezse biz tekfir etmeyeni tekfir etmeyiz. Zira bu küfrü açık olan kişi gibi değildir.

C-) Tekfirin engelleri =

1-) Cehalet ihtimali olanı tekfir etmeyiz.
2-) İkrah ihtimali olanı tekfir etmeyiz.
3-) Te’vil i olanı tekfir etmeyiz.
4-) Lazım ile tekfir etmeyiz.

1–2–3) Cehalet, ikrah ve te’vil küfre engeldir. Bu konuda Ulemanın eserlerine başvurulabilir…

4-) Tekfir bil- Lazım = Kendisi küfür ameli olmadığı halde bünyesinde küfür amellerinin ortaya çıkabileceği şey.
Bir örnek verirsek: Bir anne- baba çocuğunu gayri İslami okula gönderiyor.
Okuma yazma öğrensin diye gönderiyor fakat çocuk okulda küfür bilgilerde öğrene bilir. İşte bu örnekte olduğu gibi.. Okula göndermenin kendisi küfür değil fakat bu gönderme ile ortaya çıkan yeni durum (Küfür bilgiler öğrenmesi yapması…..)

Ulema tarafından “Tekfir bil-Lazım” diye isimlendirilir. Ve Ulema icma ile şöyle demiştir, “Lazım” ile tekfir olmaz
Örneğimize dönersek.

Anne baba çocuğunu okula okuma yazma öğrensin diye göndermiştir. Okulda öğrendiği şeylerden razı olmadan bu anne baba sadece çocuğu gönderdiği için kâfir olmaz. Eğer o küfür bilgilerinden razı ve onları kabul ediyorsa okula göndermese bile kâfir olur. Buna rağmen biz deriz ki okula çocuk göndermek caiz değildir, günahtır ama küfür değildir….. inşaallah anlaşılmıştır!

4- A-) Kafir veya mürted rejimlerin silahlı kuvvetlerinin (Ordu, Polis, İstihbarat) hükmü =

Bunlar küfür taifesidirler. İçlerinde mazeret sahibi olan Müslümanlar olsa bile bunlar topluluk olarak küfür taifesidirler. Elimize esir düşmedikçe her bir ferdin durumunu incelemek ile mükellef değiliz. Bu küfür taifesi içinde Pek çok insan mazeret sahibi Müslüman dahi olabilirler fakat biz bunları da mümteni olarak kabul ederiz ve küfür taifesinin herhangi bir mensubu olarak işlem yaparız. Varsa mazeretleri Ahirette Rablerine sunarlar, onlara hak ettiklerini verir. Yada mümteni sıfatı kalktığında durumu incelemek için şer’i mahkemeye sunulur…

D-) Asli küfür – irtidat =
Yine bu ümmetin en hayırlıları ve onların izlerini adım adım takip eden Ulema ittifak etmiştir ki “Şehadet kelimesini” söyleyen herkes bizim kılıcımızdan canını ve malını korumuştur. Yani “Müslüman’dır”.
Aynı şekilde “Kelime-i Şehadet” söyleyen insanlardan oluşan toplumda Müslümanlardan oluşan toplumdur.. Asli kâfir olan toplum ise kâfir anne babadan meydana gelmiş kendiside kâfir olan insanlardan oluşan toplumdur. Batı toplumu, Japon, Çin gibi…..

İslam dünyası olarak bilinen toplumlar ise aslen Müslümandırlar.
İçlerinde, müşrik, Münafık, Mürted, Bid’at’çı veya hurafeye düşmüş olanlar olsa bile.. Pakistan, Türkiye, Sudan … vs. gibi halklar… Bu halklardan şahıs olarak küfrünü gördüğümüz ve yukarıda sayılan engelleri olmayan kişiler kâfirdirler.

E-) Demokrasi, Seçimler, Oy kullanma =
Demokrasi asıl itibarıyla küfürdür seçimlerde oy kullanmak aynen küfürdür. İsterse boş oy atsın aynen küfürdür. Zira boş oy atmakta Demokrasinin verdiği bir haktır..
Boş oy atmak şu anlama geliyor; Demokrasiye “Evet” fakat partilerin hepsine “hayır”. Bu sebeple küfürdür.
Fakat her küfür ameli sahibini ancak şu üç şarttan biri yoksa küfre sokar… (Cehalet, ikrah, te’vil) yani oy vermenin Demokrasiden razı olmak olduğunu dolayısıyla küfür olduğunu bilerek cehalet, Ikrah, Te’vil olmadan Oy kullananlar halis kâfirdir. Zira bunlar Tevhid’e rağmen Demokrasiye, şerr’i ilahiye rağmen beşerin hükmüne razı olmuştur. Türkiye halkının da içinde olduğu aslen Müslüman olan halklara gelirsek bu halklar oy verdikleri için tekfir edilmezler. Hüccet ikame edilmesi, cehalet, ikrah ve te’vil var ise bunların bertaraf edilmesidir. Sonra hala oy kullananlar tekfir edilir.

F-) Hüccet ikame nasıl olmalı =
Ulema ittifak etmiştir ki cehaleti ve bulanıklığı ortadan kaldırırken yeni bir şüphe ve belirsizlik oluşturulmamalıdır. Yani bir delili ortaya koyan kişi, dinleyenler tarafından en azından o konuya vakıf olmakla vasıflandırılmalıdır. Bir çiftçinin bir topluma delil sunması ulemanın şart koyduğu yukarıdaki sınıra uymaz özellikle günümüz toplumunda dinin belli kişi ve kurumlardan (Ulema, imam, Prof. Doç)öğrenmeye alışmış halk içinde…… delil sunanın ilmi seviyesi ve vasıfları, konusunda, Şüphe oluşturması dinleyenlerin kafasında “acaba” doğrumu, ya yanlışsa!! bu nerden bilecek ki……” Şeklinde bulanıklıklar ve şüpheler oluşturulması hüccet ikame edilmesini engelleyecektir.
Bu sınırlara ve şartlara itibar edilmeden sözde hüccet ikame edilmesi geçersizdir ve doğru değildir..

Türk halkının da içinde bulunduğu nice asli Müslüman halka Şirk’in çağdaş çeşitleri konusunda hüccet ikame edilmemiştir. Dolayısıyla bu eksiklikten öncelikle hiçbir şeyden haberi olmayan halk değil, görevini hakkıyla yerine getirmeyen birde kolaylığa, koşarak tüm halkı tekfir edenler sorumludurlar!!!!

Yine Ulemanın ittifakı ile Beyan (açıklama) etmek’de Hüccet ikame etmek değildir yani “Ey insanlar ben size bildiriyorum. Beyan ediyorum’ki Demokrasi küfürdür Oy, veren kâfirdir” demek tek başına yeterli değildir. Hidayet ve istikamet Allah’tandır… Ona tevbe ederiz..

Tekrarlayacak olursak topluma hüccet ikame etmek için gerekli olan yeterli donanım ve vasıflara sahip olmayanlar kolaycılığa ve toptancılığa sarılarak tüm toplumu bir celsede tekfir etmekle kendilerini tekfirin koyu karanlığına mahkûm etmektedirler.
Allah (cc) bizi ve ümmeti bu fırkanın şerrinden ve fitnesinden ve onların akıbetinden korusun. Bu sapkın ve aşkın fırka hem kendilerini hemde ümmetin saf ve samimi evlatlarına “Tekfir” etmeyen kafir olur” diyerek baskı uygulamaya ve de şeytanlığa sarılabiliyorlar..

Ey Müslüman mucahid kardeşlerim!!!

Allah’a yemin ediyorum ki sizlerin gönül verdiği Mu’minler, Mucahidler ve nice Şehidler böyle değillerdi. Ahmed b. Hanbel’den ibni Teymiye ye ve hatta Şeyh Zerkavi’ye kadar bildiğiniz nice nice Hak yolcuları Müslüman Ümmeti tekfire kalkmadılar…

Denilmektedir ki: ”Türkiye’nin kendine has durumu vardır Cehalet Türkiye halkı için mazeret değildir Türk halkı asli kâfirdir. Şeyh Usame ve Şeyh Zevahiri Türkiye’nin şartlarını bilmez bilmedikleri için…. “Ey Müslüman Türk halkı demişlerdir…””

Yukarıdaki sözleri söyleyenler Allah’tan korksun.
Bir gerçeği nasıl çarpıttıklarının farkına varsınlar ve Allah’tan korksunlar… Şeyh Usame ve Şeyh Zevahirinin İslam dünyasını nasıl Profesyonel ve dakik bir şekilde tetkik ettiğini, Planlar ve Stratejiler çizdiğini görseler eminim ki yere bakacaklardır.
Böyleleri, Türkiye’yi Siyasi, Ekonomik ve Sosyal yönden kesinlikle Şeyh Usame ve Şeyh Zevahiri den daha iyi tanımamaktadırlar Dünyanın dört bir yanından yanlarına gelen her seviyeden ve her yaştan binlerce insan ve aralarında nice akıl ve fikir önderleri…. Şeyhlerin çevresinde danışman olarak sürelerce kalmaktadırlar. Bu itibarla bu bilinçsiz ve
Haddi aşan ifadelerin mahşerde karşılarına çıkmasını istemeyenler tevbe etmelidir ve cihada, mucahidlere ve onların kudretli komuta kademesine şüphe ve iftira atmaktan vaz geçmelidirler. Allah bizi günahlarımızdan ve günahlarımızın şerrinden korusun.(Amin)

Bizler El-Kaide olarak bey’at alırken ve görev verirken akide ve menhec yönünden bir kısım konularda ittifak ararız. Ancak ondan sonra bey’atları kabul ederiz. Tek taraflı olarak bey’at ettim demekle kimse El-Kaide Olamaz. Bu fıkhın en temel kaidesidir. Evlilikte bile vardır. Yani bir anlaşmanın akidleşmenin bey’atın olabilmesi için taraflardan birinin icabeti yani bey’at ettim demesi lazım yine diğer tarafta bey’atı kabul ettim, demesi lazımdır. Fıkıhta bu konu etraflıca anlatılır..

Bey’at iki Şarta bağlıdır:
1-) icabet 2-) Kabul
Bu itibarla diyoruz ki; Tek taraflı Bey’at ettik iddiasında bulunanlara Sizin bey’atınız batıldır, siz şuan itibarıyla El-Kaide mensubu değilsiniz…

Gündemimizle alakalı aşağıdaki maddelere dikkatinizi çekiyorum

Şu düşünce sahiplerine tekfirci gözüyle bakarız ve onlardan her ortamda berii olduğumuzu ilan ederiz…

1-) Türkiye halkının tamamına mürted veya asli kâfir diyen
2-) Küfür söz amel sarf eden insanlara küfürlerine engel bir hal (Cehalet, ikrar, tevil) varmı yokmu diye araştırmadan bu insanları tekfir eden.
3-) Cehalet, ikrah, Te’vil sebebiyle, küfür işleyeni tekfir etmeyeni de tekfir eden.
4-) Ulemanın icmasına rağmen tekfir bil-Lazım’a sarılanlar yani Lazım ile tekfir edenler (Tekfir bil-Lazım açıklanmıştı)….

….. “Ben Muhammed oğlu Luai Sakka”… Şeyh Usame bin Ladin adına, Şeyh Eymen El-Zevahiri adına, Şeyh Ebu Musab Zerkavi adına ve gerçek El-Kaide mücahidleri adına bu kimselere diyorum ki… Sizler El-Kaide değilsiniz, bu fikir ve Akidenizle asla El-Kaide olamazsınız… Sizler tekfircisiniz bid’atçisiniz, Şeyh Zerkavi sizler gibi nicelerini bizzat benim yanımda kovmuştur…

Ey cehalet çöllerinde sahipsiz kalan İslam ümmetinin tekfircilik bataklığına düşmüş şaşkın evlatları!!! Ben cihadın en başından itibaren Şehid Zerkavi ile omuz omuza mücadele etmiş birisi olarak sizlere sesleniyorum. Şehid Zerkavi hiçbir zaman tekfircilik batağına düşmedi. Tüm sertliğine ve keskin prensiplerine rağmen ben Allah’ın huzurunda şahdim ki, Selefi Salihin menhecinden bir an ayrılmadı. O ümmetin muteber imamlarının yolunu kendisine yol bildi Onun sözlerinin bir kısmını alıp çarpıtanlar ise bu vebal ile mahşerde baş başa kalacaklardır. Şaşırmalarının ve şaşırttıkları insanların vebali ne ağırdır. Onların çarpıtmalarından şüphesizki “şehidlerin emiri” Zerkavi ye bir vebal yoktur. Tüm günah, hakkı batıla karıştıranların, onlara ses çıkarmayarak ortak olanlarındır.

Bu büyük cürme cüret edenlere diyorum ki.. Allah tan korkun, bu girdiğiniz yol çıkmaz sokak, sonu ise cehennem. Oysa sizler samimi ve coşkulu insanlarsınız. Cehaleti ve taşkınlığı bırakın, Mücahid kardeşlerinizin yanında yerinizi alın, tekfirciliği bırakın. Ve şunu da bilin ki Allahu Teala sizleri bu hastalığınız nedeniyle kendi yolunda Cihaddan mahrum etmiştir. Buna karşılık derseniz ki; altında savaşacağımız bir sancak yoktur o yüzden Cihad etmiyoruz.
İşte Cihad meydanları açıktır, eğer sözünüzde samimi iseniz altında savaşacağınız sancağı siz kaldırın ve Cihad edin, bizde saflarımıza sizi de katalım.

Son Sözümüz. Elhamdulillahi Rabbil âlemin…

Küresel Analiz / Haber Merkezi

BU HABERLER DE VAR!

Abdullah Azzam: İslam davasını zafere ulaştıran metod

Kızdırılmış demir gibi olan sıcak çöl kumunun üzerine yatırılan Bilal Habeşi’den göğsüne büyük bir kaya …

Yayınlar ses getirdi: İslam’a söven Diri Ozanlar Derneği Dergisi kapandı

Candaş Tolga Işık’ın imtiyaz sahibi olduğu ve KAFA Grup Yayıncılığın çıkardığı Diri Ozanlar Derneği şiir …