Çarşamba, 29 Mart 2017

İyad Kuneybi: “İslami çalışma ve pusulanın kaybedilmesi” (15. Oturum)

Tevhidi davet çalışmalarından dolayı hapiste bulunan Ürdün’deki değerli âlim Dr. İyad Kuneybi’nin 30 bölümlük “Şeriata Destek” vaaz serisini sizlere sunmaya devam ediyoruz.

İyad Kuneybi’nin bu ders serisinde günümüzdeki İslami hareketlerin, özellikle de batıl hareket metodu benimseyenlerin şüphelerini ele alıp çürütüyor ve hak menheci delilleri ile takrir ediyor.

15. Oturum – “İslami çalışma ve pusulanın kaybedilmesi”

Es-selamu aleykum ve rahmetullahi berakatuhu

Muhterem kardeşlerim, malumdur ki; hangi proje olursa olsun başarıya ulaşmasının en önemli etkenlerinden birisi hedefinin açık olması, gücünün sınırlarını bilmesi, sonra uygulama hasebince vesilelerle program arasında mukayese yapılmasıdır. İşte bu yüzdendir ki; geçen oturumda seçim yolu ile parlamenter siyasete katılanlara ve onları bu yolda destekleyenlere cevaplamaları için altı soru yöneltmiştik. Şimdi gelin söz konusu altı soruyu birlikte münakaşa edelim.

Birinci soru şuydu: Siyasete girme konusundaki asli hedefiniz nedir?

Parlamenter İslamcıların açıklamalarını gözlemleyenler, hedeflerinin ne olduğu konusunda karmaşıklık olduğunu rahatlıkla görür. Bazen ilan ettikleri hedefleri; başkenti Kudüs olan raşid bir hilafeti ikame etmek suretiyle ümmete eski günlerindeki heybetini iade etmek, bazen; şerri azaltmak suretiyle muhafazakar kimliği korumak, bazen; fasit rejimlerin tekrar hükmü ellerine almalarını engellemek, (çünkü onlar güçlenirlerse -kendi ifadeleri ile- yeryüzünde Allah’a ibadet edilmeyecekmiş!) bazen; şeriatın ve buna bağlı olarak yargı ve ordu mekanizmalarının ikame edilmesi, bazen; sadece parlamentolarda hakkı haykırmak, siyasi kadrolara İslamcıları yerleştirmek suretiyle bürokrasi yolu ile davetçilere yapılan baskıyı azaltmak ve -şeriatı ikame etmenin yolunun bu olmadığını ikrar etmekle birlikte- yönetim sebebiyle hâsıl olan pastadan paylarını almak olduğunu duyuyoruz.

Hedefiniz şeriatı ve hilafeti ikame etmek midir yoksa sadece cüzi ıslahatlar gerçekleştirmek midir? Vakıada hâsıl olan, parlamenter İslamcıların birçoğu halkın desteğini yanını aldıklarında hilafet veya şeriatın ikamesi gibi hedefleri veya bu türden cafcafları sözleri dillendiriyorlar, ama parlamento, seçim ve beşeri anayasalarla meşgul olmak suretiyle zamanlarını zayi ettikleri ve çabalarını boşa harcadıkları acı hakikat ile karşılaştıklarında ise hemen şöyle diyorlar; ”Biz zaten parti yolu ile şeriatı ikame edeceğimizi hiç iddia etmedik ki! Bilakis sadece zararları azaltmak ve davetin önündeki engelleri kaldırmayı istedik.”

Bu ikilik kabul edilemez. Önce yapmaları gereken, insanların zihinlerini zaman zaman kurdukları vehimlerle karıştırmaktan vazgeçip, hedeflerini belirlemek olmalıdır. Nitekim kendileri de demokrasi yolu ile bunun elde edilemeyeceğini bazen söylemektedirler!

Ondan sonra hangi İslami proje sahibi olursa olsun, hiç kimsenin evinden şaşkın olarak çıkıp nereye gideceğini bilmemesi kabul edilmez. Allah Teâlâ şöyle der:

أَفَمَن يَمْشِي مُكِبًّا عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيًّا عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

”Şimdi, yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider, yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi?” (Mülk-22)

Şu sebeplerden dolayı önce hedefin belirlenmesi şarttır.

Birinci sebep: Hedefin tayini konusundaki karışıklık, hedefi gerçekleştirme yolunda İslamcıları muhasebe yapmaktan ve başarılarının boyutunu bilmekten alıkoymaktadır.

İkinci sebep: İnsanları gerçek faydalı ameller yapmaktan alıkoyarak seçimlere katılmalarını sağlayanların birçoğu, bunun caiz olması için büyük ve kuşatıcı maslahatlar karşılığında olabileceği şartını koşmaktadırlar. Buna binaen verilmesi mümkün olan tavizlerin sınırlarını belirlemişlerdir. Ama bir de bakıyorsun ki; İslamcılar aynı âlimlerin fetvalarını kullanarak sınırsız ve kayıtsız bir şekilde tavizler veriyorlar. Peki, neyin karşılığında? Cüzi ve zanni maslahatların karşılığında tabiki. Bu maslahatların fetvalarda geçen ne büyük ve ne de kuşatıcı maslahatlar olma şartı ile ilgileri de yoktur. O halde İslamcılardan istenilen açıkça şu soruya cevap vermeleridir: Parlamenter anayasal çalışmaya katılarak gerçekleştirmek istediğiniz hedefiniz nedir? Bu soru, akabinde gelecek olan şu soru üzerine bina edilmiştir: Başlangıçta verdiğiniz tavizler ve razı olduğunuz zararlar nelerdir?

Gizli olmayan bir şeydir ki; parlamentoya katılan İslami çalışmalar demokrasi oyununu kabul etmek, Allah Teâlâ’dan başkasına teşri hakkını veren anayasalara saygı göstermek, laiklerle yönetime ortak olmayı kabul etmek, parlamentolarına muvafakat etmek suretiyle şeriatı rehin vermek ve şeriatın bir kerede değil de, parça parça ikame edilmesi gerektiği gibi değişik birçok tavizler verdiler.

Tüm bunların meşru olmadığı konusundaki tafsilatlı beyanlar gelecektir Allah’ın izniyle.

Üçüncü soru geliyor: Elde etme karşılığında mefsedetlere razı olduğunuz kazanım ve çıkarlarınız nelerdir?

Vakıda İslamcılar, kendilerini ve destekçilerini verdikleri tavizler konusunda haklı gösterip temize çıkartacak, -şeriatı tatbik etmek ve ümmetin itibarını elde etmek gibi- hiçbir kapsayıcı ve büyük maslahatları elde etme hedefini başardıklarını şuana ilan etmemişlerdir. Biz, yüce hedeflere tavizler vererek ulaşılamayacağı konusundaki kanaatimiz sabittir. Ancak ne var ki; tam tersi İslamcıların gözünde büyük hedeflere büyük tavizler vererek ulaşılabileceği kanaati hâkimdir. Buna binaen verdikleri büyük tavizler onlara göre küçük ve önemsiz meseleler halini almıştır. Hedefin büyüklüğünü öne sürerek, verdikleri tavizlerin basit olduğunu ispatlamaya çalışıyorlar. Mesela teşri hakkını Allah’tan başkasına tanıyan anayasalara sadık kalacaklarına dair verdikleri söz ve yaptıkları yemini küçük gördükleri gibi. Nasılsa hedefimiz şeriatın ikamesi olduğu için bu gibi şeyler önemli değil mantığıyla! Günler geçiyor ama hedefi gerçekleştirme konusunda henüz elle tutulu bir aşama kaydedilmemektedir. Aksine elde sadece tavizleri küçümseme uğursuzluğunun verdiği izler kalıyor. Sonuçta partici İslamcıların ve onları destekleyen kişilerin kalplerinde bu türden büyük tavizleri küçümsemek yerleştikçe yerleşiyor. İşte bu, bizi dördüncü soruya götürüyor: Başlangıçta gerçekleşmesini umduğunuz kazanımları elde ediyor musunuz, yoksa tüm hesaplarınız teker teker tükeniyor mu?

Tabi, parlamenter çalışmanın ordu üzerinde irade sahibi olması konusundaki başarısızlığını ve parlamenterlerin resmi yollarla, ülkelerinde kilisenin duvarlarının ardında iman etmiş Hıristiyan bacılarımızı bile çıkarma konusunda başarısızlığını görünce; İslami hilafeti ikame etmek ve ümmete eski günlerdeki gibi izzetini -batılılara tabi olan resmi yolu kullanarak- iade etmekten bahsetmek gerçekten komik kaçıyor. Hakikatte böyle bir şey abestir. O halde hakikat şudur ki; emelleri ve başta yapmış oldukları planları teker teker çöküyor. İslamcılardan beklenen çıkıp hedeflerinin davetçilere bazı özgürlükleri bahşetmek, yönetimi laiklere bırakmamak, mali ve idari bozulmayı engellemek ve bazı toplumsal ıslahatları gerçekleştirmek olduğunu söylemeleridir. Bu türden cüzi ve kesin olmayan zanni kazanımlar bizi beşinci soruya götürüyor: Peki, elde ettiğiniz kazanımlarınız ile verdiğiniz tavizlerinizi hiç mukayese ettiniz mi?

İslamcılara şunu hatırlatmak istiyoruz: Siz başta büyük tavizleri, büyük hedefler için sunmuştunuz. Bir diğer ifade ile; Siz büyük maslahatlar için büyük mefsedetlere razı oldunuz. Şimdi söz konusu maslahatlar elde edilmedi. Peki, mukabilinde mefsedetleri azaltabildiniz mi? Ne yazık ki; şuan şahit olduğumuz hakikat tam tersidir. Maslahat ve kazanım diye isimlendirilen serabın ardında tavizlerin çoğalması… Her ne zaman İslamcılar zannettikleri kazanımlarla verdikleri tavizlerin arasındaki dengeye dikkatlerini verdiklerinde iki şey beyinlerini uyuşturmuştur.

Birincisi: Nefislerine yerleşmiş olan verdikleri tavizleri küçümseme hissidir. Önce kısmi olarak küçümsenen tavizler artık mutlak olarak küçük tavizler halini almıştır.

İkincisi ise: Hiçbir realitesi olmayan şeriatı ikame etmek gibi büyük hedefleri gerçekleştirmenin gittikleri yol ile mümkün olacağı iddialarına gerçeklik vermeleri. Tüm bunlar, yola çıkarken başlangıçta hedefi belirleme konusunda yaşanan karmaşıklıkların neticesidir.

Şaşılacak olan şudur ki; söz konusu cüzi maslahatları elde etmek için bile tavizler verilmesinden başarı elde edemediklerinde, geri dönmek yerine verilen tavizlerin yetersiz olduğunu düşünerek daha fazla taviz vermeye başlıyorlar. Tıpkı tuzlu deniz suyunu içenin susuzluğu gitmediği için içmeye devam etmesi gibi. Düşmanlar yönetime sokulmalarına izin versinler diye, ”buna engel olan İslami hüviyetimizden de tamamen sıyrılalım” diyorlar. Böylelikle vesileye karşılık hedefi satmış oluyorlar. İşte bu, geçen oturumda bahsettiğimiz yetimleri giydirmek isteyen adamın yaptığıdır. Oysa Allah Teâlâ şöyle diyerek ne kadar da güzel demiştir:

وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ

”Şeytanın adımlarına uymayın.” (Bakara-168)

O halde nasıl ki hedefi belirleme konusunda karışıklık varsa, burada da tavizlerle kazanımların dengelenmesinde karışıklık oluşmaktadır. Nitekim verdikleri tavizler konusunda eleştiri alan islamcılar yaptıklarını temize çıkartmak için bunları büyük hedefleri gerçekleştirmek için yaptıklarını söylerler. Sonra gittikleri parti yönteminin faydasızlığı ile yüzleştiklerinde ise büyük hedefleri karşılığında sattıkları cüzi hedeflere işaret ederek avunurlar.

Son olarak altıncı soru ise şöyle idi: Şuan parlamenter İslamcı siyasiler olduğunuz halde, güç sahibi misiniz yoksa mustazaf mısınız?

Burada da ikilem ve karışıklık görüyoruz. Ne zaman parlamentoya girmek sureti ile elde etmeyi umdukları kazanımlarla ilgili konuşsalar, siyasal İslamcılar güç sahibi olmaya vurgu yaparlar. Daima anayasayı değiştirmekten, yönetimi teslim almaktan ve ordudaki fasid liderlikten bahsederler. Oysa bunları ancak güç sahibi olanlar yapabilir. Verdikleri tavizler konusunda veya enteresan beyanatlar yapma konusunda kınandıkları zaman ise mustazaf olduklarını mazeret olarak öne sürerler. Hâlbuki İslamcılar olarak önce güç ve kudretimizin sınırlarını bilmemiz gerekir. Biz güç sahibi miyiz yoksa mustazaf mıyız? Çünkü güç sahibinin rolü ve vacipleri farklıdır, mustazaf olan zayıfların rolleri ve vacipleri farklıdır. Güç sahibi olma durumu ile mustazaf olma durumlarının arasını karıştırmamalıyız. Dolayısıyla yapamayacağını bildiğin halde, parlamentoya girip büyük bir inkılapla vaziyeti değiştirme hayalleri kurma. Aksi halde cahili sistemin meşruluğunu savunur, onun ajandasını uygular, kimlik ve Müslüman olarak ayrıcalıklarını yitirir, sonunda da tüm bunlara mazeret olarak mustazaf olduğunun izahını yapmaya çalışırsın. Buraya kadar anlattığımız karışıklık ve pusulanın kaybedilmesi durumlarının İslamcıların başına geldiği kimseye gizli değildir. Sabit ve kesin olmayan fasid delillendirmelerle ilk başta işe ilkelerden taviz vermekle başlarlar. Tüm bu vurguladığımız hususlar, demokrasi oyununa dâhil olan ve onları bu yolda destekleyenlerin üzerinde düşünmeleri gereken aydınlatıcı hususlardır. Bu durumun karşılığında Allah Teâlâ ise şöyle der:

وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ

”İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır.” (En’am-153)

Buhari ise Ebu Bekir’den (r.a) şöyle rivayet etmektedir:

لست تاركا شيئا كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يعمل به إلا عملت به ، وإني لأخشى إن تركت شيئا من أمره أن أزيغ

”Rasulullah’ın (s.a.v.) amel ettiği her şeyi terk etmeden amel ettim. Ve ben onun emirlerini terk etmek sebebiyle kalbimin kaymasından korkarım.”

Öyle zannediyorum ki; okuduğumuz bu ayet ve Ebu Bekir’in şu sözünün ışığında bu oturumun tekrar dinlenmesi faydalı olacaktır. Bir sonraki oturumda İslam için çabalayanlar olarak hep beraber varmak istediğimiz hedefi belirleme noktasında gelin birbirimizle yardımlaşalım.

HÜLASA: İlkelerden taviz vermeyi kabul etmek, İslami çalışmaları vehmi kazanımlar karşılığında hakiki zarar ve uçurumlara sürüklemektedir. O halde İslamcıların yapmaları gereken hedeflerini belirlemeleri ve hedeflerine tavizler vererek ulaşamayacaklarını anlamalarıdır.

Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu

Mütercim: Ebu Hasan / Twitter: @asl__34

Küresel Analiz / Özel Haber

 

–12. Oturum – Başarının Sebeplerine Tutunmak:

http://kureselanaliz.com/2017/02/iyad-kuneybi-basarinin-sebeplerine-tutunmak-12-oturum/

–13. Oturum – “İslami cemaatler neden zarar gördü?”

http://kureselanaliz.com/2017/02/iyad-kuneybi-islami-cemaatler-neden-zarar-gordu-13-oturum/

–İyad Kuneybi: “Ameliyat başarılı geçti, hasta ise öldü!” (14. Oturum)

BU HABERLER DE VAR!

Makdisi: “önce Tevhid, daima Tevhid”

Filistin asıllı olup Ürdün’de yaşayan ilim adamı Ebu Muhammed el Makdisi’nin tevhidin ön planda tutulmasına …

Ey Şam halkı, savaşınız ya ölüm ya da zillet! – Dr. Abdullah Muhaysini

Suud asıllı olup Suriye’de zalim Esed rejimine karşı Müslümanların yanına hicret eden Dr. Abdullah Muhaysini, …