Çarşamba, 29 Mart 2017

İyad Kuneybi: “Ameliyat başarılı geçti, hasta ise öldü!” (14. Oturum)

Tevhidi davet çalışmalarından dolayı hapiste bulunan Ürdün’deki değerli âlim Dr. İyad Kuneybi’nin 30 bölümlük “Şeriata Destek” vaaz serisini sizlere sunmaya devam ediyoruz.

İyad Kuneybi’nin bu ders serisinde günümüzdeki İslami hareketlerin, özellikle de batıl hareket metodu benimseyenlerin şüphelerini ele alıp çürütüyor ve hak menheci delilleri ile takrir ediyor.

14. Oturum – “Ameliyat başarılı geçti, hasta ise öldü!”

Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu.

Muhterem kardeşlerim bu oturum; evlerinin yandığını gören üç adam kıssasının sekizinci oturumunu oluşturmaktadır. Dedik ki; gününüzde İslam için çaba gösterenlerin birçoğu üçüncü adamın yaptığını yapmaktadırlar. Peki, onun yaptığı neydi?

Üçüncü adamın çocukları vakitlerini oyun oynamakla zayi ediyorlardı. Aynı zamanda bu kişi, evinde partiler ve düzenleyip eğlenmeleri için kendisinden izin isteyen komşularına bunu yapmalarına müsaade etmemişti. Yangının artması için yakıt taşıyan grup ise bir geceliğine karısı ile eğlenmeleri karşılığında bunu yapmaktan vazgeçebileceklerini adama söylüyorlardı. Söz konusu bu adam ise eve girmeden önce çocuklarına; ”Ey evlatlarım yangını söndürmekte bana yardım ederseniz oyun oynamanıza müsaade edeceğim”. Sonra komşularına; “Yangını söndürmekte bana yardım ederseniz içinde dilediğinizi yapmanız için evin anahtarını size veririm” diyor. Yangını alevlendirmek için yakıt taşıyan gruba ise; ”Bunu yapmaktan vazgeçerseniz, hanımımla ilgili talep ettiğiniz şeyin hükmünü araştırmaya koyulacağım” diyor.

Üçüncü adam tüm bu davranışları ile ne yapıyor? Vehme dayalı kazanımlar için tavizler veriyor. Ailesini değerini almadan yalancı bir müşteriye mal gibi satıyor. Üzerinde pazarlık yapılmayacak şeylerin pazarlığını yapıyor. Ulaşmak için tavizler verdiği hedefini tâ işin başında satmış oluyor. Çünkü grup, ateşi tutuşturmaktan vazgeçmeyecektir. Allah Teala şöyle der:

وَلاَ يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىَ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُواْ

”Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler.” (Bakara-217)

Komşular onunla barış yapmayacakları gibi yardım da etmeyeceklerdir. Aksine sözleri şöyle olacaktır:

أَخْرِجُوهُم مِّن قَرْيَتِكُمْ إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

“Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!” (Araf-82)

Evlatları ise, -Allah’ı kızdıracak şeyle kendilerini razı etmeye çalışırsa eğer- babalarını samimi görmeyeceklerdir. Çünkü her kim olursa olsun Allah Teala’yı kızdıracak şeylerle insanları memnun etmeye çalışırsa hem Allah, hem de insanlar ona kızgın olurlar. Dolayısıyla bu durumda üçüncü adamın tüm kazanımları aslında bir vehimden ibarettir. Oysa o, hanımı, evi ve evlatları üzerine hiçbir karşılığı olmayan bir pazarlığa girerek büyük bir bedel ödemişti.

Kıssadaki karakterleri yerli yerine oturtabildiniz mi? Evin hanımı şeriatı, evlatlar halkı, kötü komşular ise laikler ve münafıklardan oluşan Allah yolundan alıkoyan hakikatte bizimle aynı kökene mensup olan yerli şeriat düşmanlarını temsil etmektedir. Söz konusu bu adam maddi-dünyevi ölçülerle hanımını, evini ve evlatlarını kurtaramayacağını düşünmüştü. Bu yüzden hedefe giden yolda bizzat hedefin kendisinden taviz verdi. Hanımını ve evlatlarını güya kurtarmak için yine hanımını ve evlatlarını sattı. Hedefe giden yolda araçları elde etmek için hedefini sattı. Araçları kullanıp gidince yolun sonunun boş olduğunu gördü. Çünkü hedefi, daha önceleri şu an edindiği araç karşılığında satmıştı. Peki, karısı düşmana, çocuklar heva ve arzulara, evi ise saygınlığı çiğnensin diye komşulara terk edildikten sonra sonuçta evine girmesine izin verilse bile bu adamın kazancı nedir? Aynı şekilde İslamcılar; bedel olarak şeriattan vazgeçtikten, laiklerle yönetimde ortak olduktan ve halk adına fasid eğilimler için alçaldıktan sonra yönetime gelseler bile neyi elde etmiş olacaklardır? Bu durumu tam anlamı ile izah eden deyim şudur: ”Ameliyat başarılı geçti, hasta ise öldü!”

Biz ”İslamcılar” veya ”İslami proje sahipleri” dediğimizde onları diğerlerinden ayıran özellik nedir? Sermayeleri nedir? Hedefleri nedir? Allah Teala şöyle der:

الَّذِينَ إِن مَّكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ أَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنكَرِ

”Onlar öyle kimselerdir ki, şâyet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar.” (Hac-41) Yani tüm marufu emreder, tüm münkerleri de yasaklarlar demektir. İşte bu; dini, yani şeriatı ikame etmenin ta kendisidir.

Allah Teala şöyle der:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ

”Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğini vaad etmiştir.” (Nur-55)

O halde demek oluyor ki; matlub ve arzu edilen şey dinin mütemekkin olması ve egemen olmaktır. Peki, kendisi için yönetime geldiğimiz hedefin üzerine pazarlık eder ve onu yönetime gelmek için satarsak nasıl bir fayda elde etmiş oluruz? Vesile için hedefin satılması kabul edilebilir bir şey midir? Başka bir misal mi istiyorsun? Düşün ki; müdürleri zalim olan bir yetimhane gördün. Müdürler oradaki yetimlerin giysilerini temin etmiyor, çıplak bırakıyorlar. Sen ise yetimlere giydirmek için şevkat duygusu ile bir torba elbise alıp ağzında mazlum ve yetimlere yardım etme neşidleri söyleye söyleye yetimhanenin kapısına geldin. Kapıda sana ”elbise ile içeri girmek yasaktır” denilince; uzun süreli pazarlık ve konuşmadan sonra kendi kendine ”sorun değil, yetimlere kendi elbiselerimden giydiririm” diyerek torba dolusu kıyafeti kapıya bırakmayı kabul ettin. Sen hemen yetimlerle buluşacağını düşünerek içeri girince bir de baktın ki ikinci bir kapı daha var. Nöbetçi sana ”pardösü ile girmek yasaktır” dedi. Pardösünü çıkartmak suretiyle bir taviz daha verdiğin için içeriye girmene müsaade edildi. Sonra bir başka kapı ile yine karşılaşıyorsun. Ve kapı üstüne kapı görüyorsun. Her kapıda bir taviz veriyorsun. Öyle ki artık üstünde sadece büyük avret yerlerini örten giysilerden başka üzerinde hiçbir şey kalmıyor. Kendi kendine hala yetimlere vereceğim birşeyler var diyor ve eğer beni böyle görürlerse belki bu, zalim idareye karşı ayaklanmalarına sebep olur. Maalesef ilk başta zafer ve kahramanlık neşidleri söyleyen sözde izzetli kişinin düşüncesinin geldiği son aşamanın hali bu oluyor. Acaba içeri girmeden önce bu hale geleceğini bilseydi, tâ ilk başta böyle bir anlaşma yapar mıydı? Yoksa onun yaptığı Allah Teala’nın şu ayetlerine muhalefetten başka bir şey miydi?

وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ

”Şeytanın adımlarına uymayın uymayın.” (Bakara-168)

O şeytan ki;

يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُورًا

”Onlara vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor.” (Nisa-120)

Kardeşlerim yazılan ve okunanın özeti şudur: Şeriatın düşmanları Allah Teala’nın itaatinden ve ona kulluk etmekten soyutlandıkları için başkalarını ibadet giysisi ile giyinik görmeleri onları kızdırmaktadır. Bu yüzden yönetime gelmek için ancak kendileri gibi itaat ve kulluktan sıyrılmadığınız sürece razı olmayacaklardır. Misalde olduğu gibi her kapıda giyiniklerin girmesini engelleyen bir bekçileri vardır. O halde kendisi sebebiyle yönetimi arzu ettikleri şeriatı kapının girişinde bıraktıktan sonra yönetime gelseler bile İslamcılar nasıl bir fayda elde etmiş olacaklar?

Ey İslam’ın ikamesi için çalışanlar. Önce hedefinizi belirleyin. Siz devlet için bir başka devlet mi istiyorsunuz, yoksa siz devleti şeriatı ikame etmek ve Allah Teala’ya kulluğu gerçekleştirmek için mi istiyorsunuz, karar verin? Eğer siz devleti şeriatı ikame etmek için istiyorsanız sakın ola vesile için hedefinizden taviz vermeyin. Ben, bu sözlerimin birçok itiraza maruz kalacağını biliyorum. Bazılar şöyle diyecektir: Biz zaten siyasete dâhil olmakla şeriatı ikame edeceğimiz iddia etmedik. Bilakis gücümüz nispetinde sadece mevcut koşulları iyileştirmek istiyoruz! Bir diğeri şöyle diyecektir: Neden kazanımları hakiki değil de vehim olarak niteliyorsun? Bir diğeri ise şöyle diyecektir: Bizim şeriattan taviz verdiğimizi neden söylüyorsun? Tüm bu sorulara tafsilatlı olarak ileriki oturumlarda cevap verilecektir Allah’ın izniyle. Ama cevap zamanı gelmeden önce parlamentodaki siyasete katılan ve onları bu işlerinde destekleyenlerin, aşağıda soracağım altı adet soruya kendi nefislerinde cevap vermelerini temenni ediyorum:

1- Siyasete girme konusundaki asli hedefiniz nedir?

2- İşin başında verdiğiniz veya vermeyi kabul ettiğiniz tavizler nelerdir?

3- Elde etme karşılığında mefsedetlere razı olduğunuz kazanım ve çıkarlarınız nelerdir?

4- Başlangıçta gerçekleşmesini umduğunuz kazanımları elde ediyor musunuz yoksa tüm hesaplarınız teker teker tükeniyor mu?

5-Eğer bir önce soruya cevabınız ”kazanımlar konusunda umduklarımız yaklaşmaktadır” şeklinde ise peki, elde ettiğiniz kazanımlarınız ile verdiğiniz tavizlerinizi hiç mukayese ettiniz mi?

6- Şuan parlamenter İslamcı siyasiler olduğunuz halde, güç sahibi misiniz yoksa mustazaf mısınız?

Bu soruları; hem İslamcı siyasilerin hem de onları destekleyen kişilerin, ileriki oturumlarda gidişimizin nereye olduğunu anlama konusunda yardımlaşmak için cevaplamalarını temenni ediyorum. Bakalım pusula üzerinde istikametimiz devam ediyor mu yoksa sapma mı vardır?

HÜLASA: Yönetime ulaşmak için şeri vesileler edinmek gerekmektedir. Hedefimiz dinin ikamesi ve şeriatın tatbikidir. O halde vesile için hedeften taviz vermek asıl tehlikedir.

Es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu

Mütercim: Ebu Hasan / Twitter: @asl__34

Küresel Analiz / Özel Haber

12. Oturum – Başarının Sebeplerine Tutunmak:

http://kureselanaliz.com/2017/02/iyad-kuneybi-basarinin-sebeplerine-tutunmak-12-oturum/

13. Oturum – “İslami cemaatler neden zarar gördü?”

http://kureselanaliz.com/2017/02/iyad-kuneybi-islami-cemaatler-neden-zarar-gordu-13-oturum/

BU HABERLER DE VAR!

Makdisi: “önce Tevhid, daima Tevhid”

Filistin asıllı olup Ürdün’de yaşayan ilim adamı Ebu Muhammed el Makdisi’nin tevhidin ön planda tutulmasına …

Ey Şam halkı, savaşınız ya ölüm ya da zillet! – Dr. Abdullah Muhaysini

Suud asıllı olup Suriye’de zalim Esed rejimine karşı Müslümanların yanına hicret eden Dr. Abdullah Muhaysini, …