Pazar, 26 Mart 2017

İnsanlar Üzerine İman ve Küfür ile Hükmetme Konusunda Yöntem

Bazı arkadaşların halka tağutun manası hakkında sokak çalışması yapması; bilinçlendirmeye yönelikse bunun çok iyi bir çalışma olduğu açıktır. Üstelik bu türden çalışmaların günümüz toplumlarında sık sık yapılmasını elzem olan davet çalışmalarından görmemiz ve desteklememiz gerekir. Ancak bu çalışmalarda sorulan sorulara verilen cevapların, muayyen olarak bireylerin küfürlerine delil yapılması doğru olmaz.

Malumdur ki tağut lafzı Arapçadır. Kişi, eğer kalbinde tağutun hakikatini kastediyorsa, buna delalet eden yabancı dildeki bir kelimeyi bilmemesi imanına zara vermez. Bunun en açık delili belki de tevhid kelimesi La ilahe illallah’da tağut lafzının geçmemiş olmasıdır. Bununla birlikte bu kelimenin tağutun manasını kapsadığı açıktır. Nitekim şehadet kelimesinde nefyedilen sahte ilahlardan maksat tağutlardır. Bu açıdan şehadet getiren bir kişi -velev ki tağut lafzını hiç duymamış olsa bile- tağutu da kendiliğinden inkar etmiş olmaktadır. Aynı hüküm, Arapça olan şehadet kelimesinin kendi dilinde anlamını iyi şekilde tabir edememe durumunda da geçerlidir. Malumdur ki şehadet kelimelerinin manası: ”Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur, ve Muhammed (s.a.v) Allah’ın kulu ve Rasulüdür” şeklindedir.

Kişinin bunun hakikatini kalbinden geçirmesi, Allah katında müslüman olması için yeterlidir. Çünkü dinin aslı dediğimiz olgu, tamamen bâtıni kalbi hareketlerden oluşmaktadır. Bu hususta İmam İbn Teymiye r.a şöyle der:

وهذا الذي ذكرناه مما يبين أن أصل الدين في الحقيقة هو الأمور الباطنة من العلوم والأعمال

”Buraya kadar anlattıklarımız; dinin aslının hakikatte kalpteki ilim ve amellerden ibaret olan batıni şeyler olduğunu açıklayan delillerdendirler.”

Görüldüğü üzere bu ifadede dinin aslının tamamen bâtıni olgulardan ibaret olduğu ifade edilmektedir. Bunun böyle olması açıktır. Çünkü iman ile küfrün mahalli kalptir. Bu asla binaen alimlerimiz şehadet kelimesini dil ile telaffuz etmenin dünyevi ahkamda zahiren mümin sayılması için sadece bir şart olduğunu söylemişlerdir. İkrar etmemesi durumunda kafir olmasını ise ”telaffuz etmesi kendisinden talep edildiğinde yüz çevirmesi durumu” ile kayıtlamışlardır. ”Ancak o zaman yüz çeviren bir kafir olduğuna itibar” edilir demişlerdir. Telaffuz edilmesini imanın bir rüknü yapanlar ise bunu kudret şartı ile kayıtlamışlardır. Nitekim kişinin takatini aşan şeylerde teklifin kalktığı hakikatinde ihtilaf yoktur. Bunun en bariz delili dilsiz olan bir kişinin imanının sahih olması meselesidir. Malumdur ki dilsiz kişi bu kelimeyi dili ile telaffuz edemediği halde sadece itikat etmesi durumunda Allah katında mümin olmaktadır. Bu durumda ikrar etme olgusunu imanın rüknü görenlerle dünyevi ahkamın tatbiki için şart menzilesinde görenlerin arasındaki tartışma lafzi bir tartışma olur, yoksa hakiki değil. Bu ayrı bir konudur, o yüzden uzatmaya gerek yoktur.

Nebi (s.a.v) ”La ilahe illallah deyin kurtulun” derken, kurtuluşun yegane şartının bunun Arapça olarak telaffuz edilmesi yapmamaktadır. Kuşkusuz O’nun kastı bu değildir. Aksine muhatap olduğu kavmin dili Arapça olduğu için böyle söylemiştir. Bunun en büyük delili ise Allah tealanın tüm uluslara peygamber göndermiş olması ve risaleti ise o kavmin dili ile beyan etmesi hakikatidir.

Bu konuda Allah teala şöyle der:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ

”Andolsun biz, her ümmete, Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının diye bir peygamber gönderdik.”
Söz konusu risaleti, gönderilen kavmin dili ile beyan etmesi hakkında ise şöyle der:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ

”Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın.”

Ayetin sonundaki ”iyice açıklasın diye” ifadesi, anlatmak istediğimiz hususa delil olmaktadır. Çünkü açıklanmasının sebebi muhataba fehmettirmektir. Muhatabın fehmetmesi ise kuşkusuz kendi ile açıklanması durumunda hasıl olur. Zaten ayetin başındaki ”kendi kavminin dili ile” ifadesinin anlamı da budur.

Aynı şekilde Allah Rasulünün davetini çevre ülkelere ileten elçiler, mektupları muhatap kavimin diline terceme ederek çevirmişlerdir. Bu da demek oluyor ki; asıl gaye manaların bildirilmesidir. Aksi halde manasını anlamadan şehadet kelimesini Arapça olarak telaffuz etmeleri ile Allah katında mümin olacaklarını söylemek lazım gelir. Ki, bunun hatalı oluşu açıktır. Görüldüğü gibi Arapça olarak şehadet kelimesini telaffuz etmemek bile dinin aslına zarar vermiyorsa, bunu telaffuz ettikleri halde delalet ettiği manalarını doğru şekilde tabir edememeleri durumu dinin aslına her zaman zarar vermeyebilir.

O halde demek oluyor ki; bir kişi kendi dilinde şehadet kelimesinin sözlük anlamına bâtınen inanıyorsa, velevki Arapça olan La ilahe illallah kelimesinin kendi dilinde ihtiva ettiği anlamını doğru şekilde tabir edemese bile Allah katında hakiki mümin olur. Nitekim ”itibar lafızlara değil, bilakis mana ve hakikatleridir” şeklinde meşhur ittifaki bir kaidemiz de vardır.

Keza bu kelimenin kendi dilindeki manasını telaffuz ederse insanlar katında zahiren de müslüman sayılması gerekir.
Eğer bu tür araştırmalarla insanların küfürlerine delil aranacaksa, bir kere soru sorma tarzı değiştirilmelidir. Çünkü soru tarzı oldukça yanlıştır.

La ilahe illallah’ın manasınını bilmediklerini öğrenmek için bu kelimenin muhatabın dilindeki karşılığı sorulması gerekir. Buna göre soru sorma tarzları şöyle olmalıdır: Allah’tan başka ibadete layık ilah var mıdır? Muhammed Sallallahu alehyi ve sellemin dininden başka tabi olunması vacip olan hak din var mıdır? Allah tealaya isyan edilmesi konusunda mahluklara itaat edilmesi caiz midir? Allah’ın hükmü mü daha hak ve adildir, yoksa falanın hükmü mü

Evet, sorular tam olarak böyle sorulmalıdır. Çünkü La ilahe illallah’ın manası bunlardır.

Eğer şahıs bu sorulara olumsuz cevap verirse müşrik bir kafir olduğu şüphe götürmez biçimde açığa çıkmış olur. Eğer cevapları olumlu olursa neye binaen tekfir edilebilirler, merak konusudur?

Allah’tan korkan ve haksız yere bir insanı Allah tealanın dininden ihraç etme endişesi taşıyan bir kişi sadece bir iki soruya verilmiş cevaplara dayanarak aceleci davranmamalıdır. Aksine kişinin kastını iyice araştırmalıdır. Bu konuda İmam Muhammed bin Hasan Siyeri Kebir adlı meşhur eserinde şöyle demektedir:

ولو قال: أنا مسلم: فاستوصف الإسلام فأبى أن يصفه فإنه ينبغي للمسلمين أن يصفوا الإسلام، ثم يقولوا له: أنت على هذا؟ فإن قال: نعم. فهو مسلم

”Bir kişi eğer ”ben müslümanım” dediği halde kendisinden islamı tarif etmesi talep edilince bunu yapamasa; müslümanların o kişiye islamı tarif ederek iyice anlatmaları gerekir. Ondan sonra ona: ”bak, sen müslümanım derken işte böyle anlattığımız gibi bir din üzeresin tamam mı?’ denir. Eğer soruya olumlu şekilde ”evet” derse o halde o kişi müslüman sayılır.”

Görüldüğü gibi kendisinden talep edilmesi durumunda islamı tanımlamakta güçlük çekenlere soru sorma yöntemi değiştirilerek, anlamasını sağlamak için kolaylaştırılması gerektiği ifade edilmektedir. Böyle yapmak adalettendir. Çünkü eğer maksadımız kişinin dini anlayıp anlamadığını öğrenmekse kuşkusuz soru yöntemi böyle olmalıdır. Yok eğer karşıdaki adamın küfrüne delil arayacak isek, o zaman bu, konumuzun dışındadır. Dolayısıyla konuşmaya gerek yoktur.

Bunu konumuza uygulacak olursak: Tağut lafzını veya La ilahe illallah’ın manasını bilmeyen kişiye soru sorma yöntemi değiştirilerek şöyle sorulmalıdır: Sen Allah’tan başka ilahların olabileceğini mi söylüyorsun?, ya da Kanunu Allah’tan daha güzel ve hayırlı olan birilerinin var olabileceğini mi söylüyorsun? ya da islama muhalif olan din veya kanunlara uyulmasının caiz olduğunu mu söylüyorsun? şeklinde sorulmalıdır. Nitekim Allah tealanın şu ayeti de tam olarak bunu ifade etmektedir:

وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ

”Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?”

Bu sorulara cevapları olumlu olursa müslümandırlar. O zaman tekrar kendisine ”Bak, müslümanlar olarak biz La ilahe illallah derken işte cevapladığın bu manaları kastederiz. O yüzden sen eğer bunlara inanıyorsan La ilahe illallah’ın manasına böyle cevap vermen gerekir” denir. Eğer ”Tamam” ve benzeri gibi olumlu cevaplar verirse; o zaman bu kişi, İmam Muhammedin dediği gibi müslümandır. Nitekim ”evet” derse o halde o kişi müslüman sayılır.” ifadesi, bunu göstermektedir.

Eğer cevapları olumsuz olursa kafirdirler. Cehaletleri mazeret de olmaz. Çünkü buradaki cehalet, şeri bir hüküm hakkındaki cehalet değil, aksine şehadet kelimesinin tüm dillerdeki bilinen sözlük anlamındaki cehalet olduğundan dinin aslı olmaktadır. Dinin aslında ise cehalet, tevil ve taklit mazeret olmaz. Bir insan Allah tealanın hükmünün adil, hak ve güzel olup olmadığı sorusuna cevap vermek için ”Bilmiyorum, dur bakayım biraz düşüneyim” diyorsa bu adama müslüman denemez.

Kişinin gerçek niyetini ortaya çıkarma konusunda İmam Muhammed devamında şöyle demektedir:

إنَّ مَنْ تَزَوَّجَ امْرَأَةً أَوْ اشْتَرَى جَارِيَةً فَاسْتَوْصَفَهَا الْإِسْلَامَ وَلَمْ تَقْدِرْ عَلَى ذَلِكَ وَوَصَفَ هُوَ الْإِسْلَامَ بَيْنَ يَدَيْهَا، فَقَالَتْ
أَنَا عَلَى هَذَا فَإِنَّهُ يَجُوزُ لَهُ أَنْ يَطَأَهَا

”Bir kadın ile evlenen veya bir cariye satın alan kişi ondan İslam’ı anlatmasını istese, kadın ise bunu başaramasa, bizzat kendisi ona oracıkta islamı anlatması gerekir. Bundan sonra eğer kadın, ”evet işte ben bu anlattığın şekildeki din üzereyim” derse; o zaman adamın onunla ilişkiye girmesi caiz olur.”

Kadının cevap verememe gerekçesini ise şöyle olabileceğini açıklar:

لِأَنَّ الْحَيَاءَ قَدْ يَمْنَعُهَا مِنْ الْبَيَانِ

”Çünkü kocasından haya etmesi İslam’ı beyan etmesine bazen engel olabilir.”

Aynı şekilde soru sorduğumuz kişi, karşısındaki kişiden veya kameradan da çekinebilir. O yüzden kalbindeki itikadını açığa çıkartan tevilsiz sarih ifadeler duymadığımız sürece insanlar hakkında hüküm vermekten kaçınmamız gerekmektedir. Maksadımız hali böyle olan kişileri temize çıkarmak değildir. Nitekim bu kişilerin dini ilim talebinden yüz çevirmiş fasıklar oldukları şüphe götürmez bir hakikattir. Çünkü dinin en zahir konusunda bile cahil kalması, olsa olsa kendi taksiratı sebebiyle olduğu için bu kişinin içinde bulunduğu durumun hükmü tüm ilim ehlinin ittifakı ile en asgari fısktır. Belki de aralarında gerçekten kafir olanlar da vardır Allah’u a’lem kesin olarak bilemeyiz!

Ancak muayyen olarak müşrik olarak isimlendirmesine gelince, yukarıda da dediğimiz gibi ancak şehadet kelimesinin sarih sözlük anlamını doğrudan bozacak bir mükeffir ile sabit olur. Bu ise La ilahe illallah şehadet kelimesinin şartlarından bir şartının müntefi oluşu sebebiyle meydana gelir. Kişi La ilahe illallah kelimesinin ilim şartı hakkında yukarıda sorduğumuz sorulara doğru cevap verirse ve talep edildiğinde müslüman olduğunu açıkça beyan ediyorsa zahiren müslüman olur. Aynı şekilde verdiği cevapları kalbinden geçirerek yakin ve sıdk ile söylüyorsa, Allah ve Resulünden gelen hükümlere kalbinde buğz yoksa, aksine muhabbet varsa bu kişi ”asgari hadd” olarak Allah katında da Müslüman sayılır.

Siyerde Halid bin Velid’in dilleri ile iman ettiklerini kendi lehçeleri ile tabir eden kişilerin kastını anlamadığı için öldürmesi hadisesi geçmektedir. Detaylı araştırma yapmayarak aceleci davrandığı için Allah Rasulü sav Halid’i şiddetle yermiştir. Allah Resulünün Halid hakkındaki kınama sözü, bu konuda aceleci davrananlar hakkında da geçerlidir. Konu ile ilgili bir çok şey söylenebilir ancak, maksat hasıl olduğundan uzatmaya gerek yoktur.

Mehmet N Bulgan

Twitter: @asl__34

Küresel Analiz

BU HABERLER DE VAR!

Mevlüt Çavuşoğlu: ”Hamas’a İsrail’i tanıması için baskı yaptık”

Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, Türkiye’nin Hamas’a silah bırakıp İsrail’le müzakerelere başlaması için baskı yapığını açıkladı. …

Tartışmaların odağındaki isim Şeyh Said kimdir?

1865 yılında Elazığ’da doğan Şeyh Said, özellikle son günlerde tartışma konusu oldu. Bazı çevrelerce isyancı, …