Salı, 23 Mayıs 2017

Fırat Kalkanı’ndaki son durum ve Ahrar Şam’ın çıkmazı – (Analiz)

Suriye savaşındaki ana aktörlerden biri şüphesiz ki Türkiye devleti. Bununla birlikte 6. yılına girecek olan savaşta çok şey değişti. En başta da ittifaklar ve düşmanlıklar. Türkiye savaşın başında Esed’i devirmek için verdiği desteği sürdürülebilir bir halde devam ettiremedi. Bunun en büyük sebebi ise Suriye sahasına sonradan topyekûn dâhil olan Rusya oldu. Rusya’nın gelişi toparlanan Esed rejimi, tükenmiş kara gücü ihtiyacını da İran üzerinden paralı Şii militanlar üzerinden karşıladı.

Türkiye’nin Suriye’ye bakışı yüzde 1 Suriye için ise, yüzde 99 kendi maslahatları içindir. Bu nedenle Türkiye’nin duruşu da maslahatları gereği farklı bir boyuta evrildi. Esed rejiminin varlığı Türkiye için bir tehdit değildi, nitekim savaştan önce Esed ile Erdoğan arasında defalarca görüşmeler yapılmış, ortak bakanlar kurulu toplantısı bile yapılmıştı. Esed’e karşı halk ayaklanması başladığında Türkiye destekledi çünkü Esed’in devrilmesi sonrasında kurulacak ılımlı bir yeni “Mursi cumhuriyeti”, her yönden Türkiye’ye bağlı halde olacaktı. Fakat süreç bu yöne gitmedi ve Esed devrilmedi, zaten Suriye’deki İslami hareketlerin ekseriyeti de bu minvalde değildi.

Türkiye şu an Suriye üzerinden daha da genişlemek yerine, ne kadar az zarara girerek bu işi sonlandırabilirim deme noktasına geldi. Çünkü Esed rejimi devrilmediği gibi, uluslararası alanda Çin ve Rusya’nın tam desteğiyle BM’de bile meşruluğunu korudu, hatta sağlamlaştırdı. Bununla birlikte Türkiye’nin bölünme riski olarak gördüğü PKK’ya ait 3 kanton birleşme girişime başladı ve IŞİD’e karşı tüm dünyadan askeri ve siyasi destek alarak ilerledi.

Türkiye burada Fırat Kalkanı’nı yapmak zorunda kaldı, aksi takdirde Kobane ve Afrin kantonları da birleşince Türkiye’nin güneyinde YPG koridoru olacak, Türkiye’nin Hatay dışında Suriye’nin Arap kesimiyle bir bağlantısı kalmamış olacaktı.

Türkiye Fırat Kalkanı’na başladığında ÖSO’nun bir işe yaramadığı anlaşılınca Ahrar’uş Şam ve Feylak’uş Şam, Nurettin Zengi gibi önemli gruplar da bu harekâta dâhil edildi. Bu hareketlerden şüphesiz ki en önemlisi ve büyüğü Ahrar’uş Şam. Fırat Kalkanı ilk başladığında Ahrar’uş Şam bir fetva yayınlayarak bu harekâta katılmanın caiz olduğunu açıklamıştı. Bu açıklama zaten Ahrar’uş Şam’ın yakında dâhil olacağı manasına geliyordu ki zaten de öyle oldu.

Fırat Kalkanı fiili olarak IŞİD’e karşı yapılsa da, Türkiye için esas mesele YPG’nin koridoru tamamlamasını engellemekti. Bununla birlikte defalarca savaşan Esed rejimi ile YPG ortak düşmanları Türkiye’ye karşı yeniden ittifak kurarak Türkiye’nin ilerlemesini durdurmayı başardılar. Şu an Afrin’e YPG direk olmasa da, Halep üzerinden Esed topraklarından geçerek Afrin’e kara yolu ile bağlanmış oldu. Yani Fırat Kalkanı esas amacı Esed tarafından başarısızlığa uğratıldı.

Türkiye şimdi daha büyük bir ikilem içine düştü. Fırat Kalkanı için Bab’a TSK ilerlerken Türkiye ABD’den değil Rusya’dan onay almıştı. Bu nedenle Esed de göz yumdu ve ses edemedi. Fakat Bab’ın TSK tarafından alınması ile Türkiye’ye verilen izin askıya alındı. Artık Rusya da Esed de Türkiye’nin ilerlemesini istemiyor. Hatta kısa bir süre içinde, Esed BM’de bas bas bağıracak: “Türkiye toprağımızı işgal etti, çıksın”. Bu söylemi Irak’taki Başika krizi ile beraber düşünelim. TSK Irak’ta küçük bir üste olmasına rağmen Şii Irak hükümeti Türkiye’ye defalarca hakaret ve tehditte bulunmuş, en sonunda Türkiye üsten askerlerini çekeceğini kabul etmek zorunda kalmıştı.

Şimdi aynı senaryo Fırat Kalkanı’nda gerçekleşecek. Bab’da IŞİD çok güçlü bir şekilde direndi, Esed bu direnişi kırmak istese çok kayıp verecek, belki de kıramayacaktı. Bu nedenle TSK’nın bu saldırısına göz yumdular, şimdi ise Türkiye’nin çıkmasını isteyecekler.

Türkiye’nin Seçenekleri

Türkiye Fırat Kalkanı’nda aldığı bölgeyi elbette şu an teslim etmek istemeyecektir, ancak defalarca hükümet yetkilileri Suriye’de işgalci olmadıklarını ve çıkacaklarını söylediler. Bu durumda ÖSO ve Ahrar’uş Şam Esed ve YPG karşısında direnebilir mi? Şu şartlarda direnemezler. Türkiye burada kalmak için Rusya ile anlaştı. Ancak şimdi anlaşma dışına çıkarak esas meselesi olan YPG’ye saldırmak, Menbic’e yürümek istiyor. Bunu engellemek için ise Türkiye ile Menbic arasına Esed rejimi askerleri yönlendirildi. Rus askerleri de Esed askerleriyle birlikte konvoyda yer aldı.

Bununla da kalmadılar, ABD ordusunun 75. Alay’ı Menbic’te YPG / PKK’yı korumak için bölgeye yerleştirildi. ABD’nin Menbic’e konuşlandırdığı 75. Alay daha önce Irak, Afganistan ve Somali’de savaştı. ABD’nin özel piyade birliklerinden oluşuyor. Hava indirme birliği olarak da görev yapan 75. Alay, 11 Eylül’ün ardından Afganistan’a ilk inen birliklerden oluşuyor.

TSK’nın ABD ve Rus askerlerinin de dâhil olduğu Menbic’e saldırması mümkün değildir. Ufak çaplı çatışmalar cephe hattında yaşanabilir, ama ABD ve Rus askerlerinin olduğu bölgelerde TSK böyle bir işe bile girişemez. Bu nedenle önümüzdeki günlerde askeri süreç siyasi sürece dönüşecektir.

YPG’yi ABD asla Türkiye’ye yedirmeyecektir. Çünkü 3 büyük askeri üs yaptığı bu bölge, ABD için gelecekteki küçük İsrail olma yolunda ilerlemektedir. Güçlü düşmanları karşısında ABD gibi bir kalkana ihtiyacı olan YPG de, ABD’nin her dediğini yapmak zorunda kalacaktır. Nitekim YPG’nin çizdiği haritalarda kendi bölgesinde olmayan ve bir Arap şehri olan Rakka’ya saldırması ABD’nin zorlamasından başka bir şey değildir. YPG’nin Rakka’da verdiği her kayıp, kendi içerisinde “Bizim burada ne işimiz var?” demesini de yanında getirecektir.

Şu an Menbic’te oluşan ABD-YPG-Rusya-Esed askeri varlığı, önce IŞİD’e, sonra da muhaliflere karşı bu ittifakın daha da kenetlenmesi ile sonuçlanacaktır. Bu durum karşısında Türkiye’nin ise uluslararası desteği de olmadığından geri adım atması beklenebilir.

 

Ahrar’uş Şam’ın çıkmazı

Türkiye’nin amacı YPG olsa da, YPG’nin arkasındaki ABD ve Rusya karşısında çok fazla bir adım atamayacağı ortada. Ancak adım atmak istediği de ortada. Bu nedenle Türkiye içerisinde hükümete Fırat Kalkanı üzerinden ciddi bir eleştiri gelemeyecektir.

Ancak Ahrar’uş Şam için durum bu şekilde değil. Ahrar’uş Şam önceki açıklamalarında “Suriye’nin Taliban’ı” olmak istediklerini vurgulamıştı. Zaten Tahrir’uş Şam kurulana kadar da Suriye’deki en büyük grup ve gelecekteki çatı olarak görülüyordu. Fakat Ahrar’uş Şam Fırat Kalkanı ile ciddi bir prestij sahada kaybetti.

Birincisi, Fırat Kalkanı için Halep ve İdlib’den askerler çekilip Hatay üzerinden Bab kırsalında IŞİD ile savaşmaya götürüldüler. Bu durum Halep’in düşmesi için ana sebep elbette değildi. Fakat bu tür durumlarda kim kaldı kim gitti muhasebesi yapılır. Ahrar’uş Şam da Fırat Kalkanı için bunca savaşçısını çektiğinde sahadan ve halktan tepki aldı.

İkincisi, Fırat Kalkanı’nda öncelikli savaşılan IŞİD idi. IŞİD Ahrar’uş Şam ve ÖSO’nun düşmanı, bu nedenle bu savaşı yadırganmadı. Fakat şu an IŞİD ile komşulukları/cephe hattı bitti. Güneyden Esed rejimi ile, doğu ve batından YPG ile karşı karşıya kaldılar. Bu durumda ne yapacaklar? Savaşa devam edip Bab’ın altında karşılaştıkları Esed ile savaşa tutuşacaklar mı? Yoksa duracaklar mı?

Türkiye-Rusya-Esed arasında yapılan anlaşmada Bab’ın Türkiye tarafından, Bab’ın altındaki Tadif’in ise Esed tarafından alınması, buradan geçen otoyolun sınır olması kararı verilmişi ve nitekim buna uyuldu. Ancak Tadif’te ÖSO-Ahrar’uş Şam ile Esed askerleri karşı karşıya gelince ve mesafe birkaç yüz metreye inince çatışmalar başladı. Esed askerlerine Rusya, ÖSO ve Ahrar’a TSK tarafından baskı yapıldı ve çatışmalar sona erdi. Yani Fırat Kalkanı’nda çatışma için karar merci bir tarafta Türkiye, diğer tarafta ise Rusya’dır. Bu durumda Ahrar’uş Şam’ın kendi yetki sahibi olamadığı ortaya çıktı ve Ahrar’uş Şam bu bölgede paralı asker konumuna dönmüş oldu.

Ahrar’uş Şam’ın bu çelişkisi aslında yazılmayan bir gerçek. Suriye’den yazan bir sosyal medya hesabı geçtiğimiz günlerde şunu yazdı:

“Fırat Kalkanı’na katılan bir asker, İdlip’teki evine döndüğünde evinin yıkıldığını ve ailesinin enkaz altında kaldığını görür. ‘Evimi kim bombaladı?’ diye sorduğunda, orada bulunanlar, ‘Sizin savunmanızı yapan uçaklar’ cevabını verirler.”

Bab çevresinde eğer Ahrar’uş Şam Esed rejimi ile karşılaştığında çatışmalar devam etse idi, bu durumda Türkiye zor durumda kalırdı ama Ahrar’uş Şam’ın halkın gözündeki meşruluğu devam ederdi. Bu mesele İdlib’teki gruplara da etki yaptı ve Ahrar’uş Şam’dan çıkan birçok grup ve ketibe Tahrir’uş Şam’a katıldı. Ahrar’uş Şam’ın son günlerdeki Tahrir’uş Şam’a karşı aşırı sert ve tahrik edici açıklamalarda bulunması da aslında sahadaki bu kaymadır. Gelecekte çatı Ahrar’uş Şam olacak iken artık güçlü bir alternatif olarak Tahrir’uş Şam bulunmakta. Tahrir’uş Şam’ın liderinin eski Ahrar’uş Şam lideri olan Ebu Cabir olması da bir başka etken oldu.

Dün yeniden ateşkes sağlanmış ve sorunlar çözüme doğru ilerlemiş olsa da, önümüzdeki günlerde Ahrar’uş Şam ile Tahrir’uş Şam arasında yeniden sorunlar yaşanabilir.

Ahrar’uş Şam kendi bağımsızlığını yeniden ispatlayıp Esed’e karşı yeniden odaklanırsa bu çözülmeleri durdurabilir. Aksi takdirde yerel ve bağımsız Tahrir’uş Şam, Ahrar’uş Şam’ın Esed ve müttefiklerine karşı topyekûn savaşma yanlısı tabanını kendisine katmaya devam edecektir.

Ömer Yavuz

Küresel Analiz

BU HABERLER DE VAR!

Azez’de bombalı araç saldırısı: 3 ölü, 10 yaralı (Foto Galeri)

Suriye’nin Azez ilçesinde bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. Saldırı sonucunda 3 kişinin hayatını kaybettiği, 10 …

Hama’da Esed askerlerinin toplanma alanının TOW ile vurulma anı (Video)

Esed rejiminin Hama’da kayıpları devam ediyor. Muhalif grupların 3 farklı operasyon odası kurarak saldırdıkları Esed …