Perşembe, 25 Mayıs 2017

Abdurrezzak el-Mehdi’ye Makdisi’den eleştiri (Tam Metin)

Suriye’deki önde gelen şahsiyetlerden Abdurrezzak Mehdi’nin açıklamaları tartışılmaya devam ediyor. Abdurrezzak Mehdi’nin açıklamalarına Makdisi’den eleştiri geldi.

Abdurrezzak Mehdi Türkiye hakkında şunlar demişti:

Şeyh Makdisi bu paylaşım üzerine yazdığı yazıyı Küresel Analiz olarak sizlere sunuyoruz:

* * *

”Kim dalı olmayan bir konuda konuşursa (farkında olmadan) acaib şeyler söyler.”

Bazı Şam Şeyhleri ”Batıya karşı Türkiye ile birlikte durmalıyız” demektedirler. Bu sözlerini ise ”Avrupa’nın Türkiye’ye karşı birlik oldukları” hakikati ile illetlendirmek suretiyle temize çıkartmaya çalışmaktadır.

İşte burada gerek mezkur Şeyh’e, gerekse onunla bu konuda aynı düşünenlere cevaplamaları gereken sorular gelmektedir. Bunları cevaplamaları gerekir ki her anlama çekilmeye müsait olan açık sözler olarak durmasın.
Birincisi: Şeyh, talep ettiği duruşun manasını ve sınırlarını net olarak açıklamamıştır.

Bu Türkiye ile beraberlik duruşu; manevi hakiki bir duruş mudur, bir propaganda duruşu mudur, ekonomik bir duruş mudur yoksa askeri bir duruş mudur?

Nedir tam olarak?

Şeyh Abdurrezzak Türkiye ile birlik duruşunu mutlak olarak zikretmek sureti ile tabiri caiz ise kapıları ardına kadar açmış olmaktadır. Öyle ki onun sözlerini duyan birisi Suriye’deki insanlardan ve mücahitlerden gönüllü olarak Türkiye’yi savunmak için silahlanmalarını istediği sonucu çıkartsa, kendisine iftira etmiş olmaz.

İkinci olarak: Batıya karşı Türkiye ile birlik daveti yapan Şeyh, bunu şöyle illetlendirerek temize çıkarmaktadır:

”Laiklikten uzaklaşan adımlar atması sebebiyle Akp’yi düşürmek ve terörize etmek için gizli bir Amerikan siyonist desteği ile Avrupa birlik olmuştur.”

Peki sadece bu sebep; batı dünyası her ne zaman Allah tealanın şeriatını rafa kaldıran laik sistemlerden bir sisteme düşmanlık yapınca, bayrağına Allah’u ekber yazarak veya fuhuşu ve içkiyi yasaklayarak laiklikten uzaklaştığını söyleyen bir sistemi desteklemeyi mücahitlerimize, davetçilerimize ve müslüman gençlerimize vacip kılar mı?

Her ne zaman bir tağut bu gibi sembolik değişikliklerle yüzümüze gülümsediğinde bunların yol ve sistemleri uğrunda gençlerimizi yakmak için göndermemiz mi gerekecek? Tıpkı bazı kişilerin gençlerimizi Saddam ve benzerlerine yardım etmeye gönderen fetvalar yayınladıkları gibi…

Üçüncü olarak: Şeyh diyor ki: ”İşte Almanya, Hollanda, Danimarka ve Belçika birleşmişler. İlginçtir ki bazıları Erdoğan’ı tağut olarak görmektedir.”

Halbuki tevhid Alimleri Allah tealanın şu sözüne binaen Allah tealanın hükmü ile hükmetmeyen kim olursa olsun tağut olacağını takrir etmişlerdir: ”Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğût’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar.”(Nisa-60)

Dördüncüsü: Türkiye ile dayanışmaya davet eden Şeyh, Allah tealanın indirdiğinin gayrısı ile hükmedenlerin tağut olarak vasıflanmasına büyük hata demesi: Şu iki şeyden birisinden yada her iki şeyden kaynaklanmaktadır:

1- Uluslararası güçlerin ve vakıanın halini bilmemek.

2- Bir çok şeri hükmün üzerine bina edildiği aslı bilmemek. Ki söz konusu o asıl; Maslahatlar ve Mefsedetler ilmidir.

Deriz ki: Vakıayı bilmek Şeyhin üzerinde konuştuğu şeylerde etki eden yegane şeydir. Türkiye sisteminin vakıasına, laikliğine ve kanunlarına bakılırsa kendisini tağut olarak vasıflamaya iten sebebin bunlar olduğunu rahatlıkla görür. Uluslararası güçlerin durumunu bilmeye gelince, bunun şeri bir hüküm olan tağut vasfını değiştirmekte ne gibi bir etkisi olabilir? Acaba uluslararası güçlerin Allah tealanın hükmü ile hükmetmeyen bir tağutun üstüne çökmesi, tağut sıfatının bu kişiden gitmesini gerektirir mi? Böyle bir sebep, tağutu Talut’a dönüştürebilir mi?

Allah’ın indirdiğinin gayrısıyla hükmeden bir hakimin tağut olarak isimlendirilmemesine sebep olarak insanların maslahat ve mefsedetlere fazla dikkat etmemeleriyle misallendirmektedir.

Bununla eğer muayyen bir maslahat sebebiyle bir tağutun tağut oluşunu açıktan tasrih etmemeyi kastediyorsa, bu, aramızdaki tartışma konusu değildir. Çünkü bu, bu hakimin tağut olduğu şeklindeki itikadımıza delalet eder. Ancak ne var ki; bu vasfı sadece bir maslahat için gizlemiş oluruz. Ama eğer söz konusu maslahatın Allah tealanın indirdiğinin gayrısıyla hükmeden bir hakimden tağut vasfını gidereceğini kastediyorsa, işte bunu alim bir kişi söyleyemeyeceği gibi aklı başında biri de söylemez.

Beşincisi: Şeyh ”laikliğin esasının bir olduğunu fakat uygulanmasının kişiden kişiye değişebileceğini” iddia etmektedir.

Öncelikle deriz ki: Erdoğan’ın kendisi böyle söylememektedir. Biz onu kendi sözleri ile yargılarız, yoksa Şeyh’in iddiaları ile değil.

Erdoğan’ın Atatürk ile sadece laikliğin uygulanmasında ayrışmamaktadırlar. Bilakis laikliğin tanımı ve mefhumu üzerinde de Atatürk ile ayrışmaktadır. El-Cezire ile röportajında şöyle demiştir: ”Yeni bir laiklik anlayışı getirdik. Dedik ki Türkiye’deki anlaşıldığı şekilde değildir. Bilakis laiklik tüm dini oluşumların ve fikirlerin istedikleri gibi yaşama biçimidir. İnandıkları gibi inançlarını özgürce ifade etmeleri ve devletin tüm inançları koruması anlamındadır.”

O halde Erdoğan ve partisi dini ve fikri ne olursa olsun bunu mutlak olarak özgürce ifade edebileceklerine itikat etmektedirler. Yine aynı şekilde laiklik: inançları ne kadar küfür, inkar ve şirki barındırırsa barındırsın bu insanların istedikleri gibi bunları yaşamalarının adıdır. İşte Erdoğan’ın laikliği bunlara itiraz etmemekte hatta bunları bizzat devlet eli ile himaye etmektedir.

Şeyh’in sözünü bitirdiği şu sözüne gelince: ”Erdoğan’ın menheci Atatürk’ün menheci gibi değildir, Mursi’nin menheci de Sisi’nin menheci gibi değildir.”

Bu da tartışma konumuzun dışındadır. Ben şahsen Erdoğan’a tağut derken menhecini Atatürk’ün menheci gibi yapan birini bilmiyorum. Birsinin tağut olması için menhecinin bir başka tağut ile birebir eşit olması gerekmez.
Aynı şekilde Şeyh’in bu sözüne gelince: ”Siyonistler ve Batı Mursi’nin menhecinden razı olmadıkları için Sisi’yi getirdiler. Aynı şekilde Atatürk’ün menhecini tekrar geri getirmek istiyorlar.”

Bunun da aynı şekilde şeri bir vasıf olan tağut vasfının bir kişi üzerinde değişmesi konusunda bir etkisi yoktur.
Erdoğan’ın Atatürk’ten daha üstün olması, hatta diğer tüm hakimlerden üstün olması durumu; Allah tealanın şeriatı dışında hükümler vermesi, onun şeriatını rafa kaldırması ve Müslümanlar aleyhine kafirlere destek olması hakikatini değiştirmez. Keza Türkiye ordusunun Suriyeli sığınmacılara destek olması da onun Nato ordusu olarak laik bir devleti koruyan, Suriye’de veya başka yerlerde Müslümanları bombalamaları için onlara üsler açan bir ordu olduğu hakikatini değiştirmemektedir.

Ey faziletli Şeyh. Sen bir çok defa bu işleri bırakıp sadece hadis ilmi ile meşgul olacağını ilan etmiştin. Neden kendi ihtisas alanının dışına çıkıyorsun?

Hafız ibn Hacer’in şu sözünü işitmedin mi? ”Kim dalı olmayan bir konuda konuşursa (farkında olmadan) acaib şeyler söyler.”

Küresel Analiz / Özel Haber

BU HABERLER DE VAR!

Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir

        ”Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir” Bazı insanlar sürekli …

Dr.İyad Kunaybi – Çocuk Yetiştirmek

Küçük oğullarınız ve kızlarınız büyümeye başladıkça onlar üzerinde hâkimiyet kurmanız zorlaşır. Sonra da yeni evler …