Cuma, 26 Mayıs 2017

İyad Kuneybi: “Başarının Sebeplerine Tutunmak” (12. Oturum)

Tevhidi davet çalışmalarından dolayı hapiste bulunan Ürdün’deki değerli âlim Dr. İyad Kuneybi’nin 30 bölümlük “Şeriata Destek” vaaz serisini sizlere sunmaya devam ediyoruz.

İyad Kuneybi’nin bu ders serisinde günümüzdeki İslami hareketlerin, özellikle de batıl hareket metodu benimseyenlerin şüphelerini ele alıp çürütüyor ve hak menheci delilleri ile takrir ediyor.

12. Oturum – Başarının Sebeplerine Tutunmak

Alemlerin Rabbine hamd, salat ve selam ise peygamberlerin sonuncusu üzerine olsun. Selamun aleykum ve rahmetullah sevgili kardeşler.

Üç adam ile ilgili kıssayı anlatmaya devam ediyoruz. Geçen oturumda birinci adamın durumu hakkındaki konuşmamızı bitirmiştik. Bugün ise ikinci kişi hakkında konuşacağız. Öncelikle ikinci kişinin evi yandığında ne yaptığını hatırlatmama izin verin!

Demiştik ki; servetini sakladığı kasaya doğru yönelen ateşi söndürmekle meşgul olmuş, bu sebeple dumandan boğulmakta olan eşini ve ateşin çevrelediği çocuklarını terk etmişti. Sonra içinde secdeyi uzun tuttuğu iki rekat nafile namaz kılarak Allah tealadan bir mucize ile ateşi söndürmesini istiyordu. İkinci kişinin içinde bulunduğumuz vakıamıza örnek oluşu ne yöndendir? Basitçe şudur ki; herhangi bir İslam devletinin mücerred olarak şeriatı tatbik edeceğini ilan etmesi yeterli değildir. Evet biz, İslami projeler sahibi olan oluşumlardan ilk başta şeriatın egemenliğini ilan etmelerini istiyoruz. Ancak kuşku yok ki bu ilan yeterli değildir.

Bahsetmiş olduğumuz sembolik olan bu suretler bir kaç misalle açıklanabilir.

Birinci misal: Şeriatın tatbik edilmesini ilan etmekle birlikte insanların maslahatlarını gözetmek için dünyevi sebepleri ihmal ederek, bununla birlikte şeriata bağlandığını zannetmesi ve bu suretle Allah tealanın kendisi ile birlikte olduğundan başarıya ulaşacağını sanması bir İslam devletine yakışmaz. Çünkü insanları işlerini güzel idare etmek, onlara çalışma alanları ve araştırma-geliştirme ortamları oluşturmak, devleti iktisadi ve askeri olarak bina etmek, çeşitli uzmanlık alanları açarak farz-ı kifaye işleri yapmak, basın, idare ve insanların ihtiyaçlarını gidermek için projeler geliştirmesi ve insanları bu konularda vazifelendirmek, mesken, yiyecek, sağlık ve iş fırsatları oluşturmak gibi işlerin tümü dünyevi başarının sebeplerine tutunmak kabilinden olan şeriatı tatbik etmenin suretlerindendirler. Bir devlet gücü yettiği halde bunları yerine getirme konusunda ihmalkar davranırsa Allah tealanın yardımını ummaya hakkı yoktur.

İkinci kişinin; evini yanmaya terk ederek secdesi uzun olan iki rekat nafile namazı kılıp, Allah tealadan eşini ve çocuklarını kurtarmasını bir mucize ile kurtarmasını nasıl istediğini görmedin mi? Peki, bu kişi bu davranışı ile günahkar değil midir? O halde İslami proje sahibi olan oluşumların üzerine düşen de; güç ve takatlerini olabildiğince harcayarak çabalamalarıdır. Ancak bundan sonra Allah teala çabalarına büyük bereketler verebilir.

Dolayısıyla bu anlattıklarımız; şeriatın hakemliğini talep ettiği halde, ne dünya işinde ne de ahiret işi konusunda vaktinin çoğunu boşa geçiren, yaptığı işi de doğru dürüst yapmayanlara öğüt mesabesindedirler. Senin ilmi ve iş hayatındaki başarın, her ne kadar delilleri toplayarak güzel konuşmalar yapsan da şeriata davet etmenden insanları uzaklaştırır. Nitekim insanlar, kendi toplumuna muhtaç olan bir kişinin halkını koruyan güçlü bir devleti ikame edebileceğine asla ihtimal vermezler. Çünkü hiç bir uykucu, ümmeti gecenin karanlığından yeni bir fecre çıkartmayı başaramaz. O halde kim şeriata davet ediyorsa, mutlaka ümmeti ihya eden işlerle meşgul olmaları gerekir. Alanları davet, ilim, iş veya başka ne olursa olsun görevlerinde ciddi ve ihlaslı olmaları gerekir.

İkinci misal: Kişi şeriatın tatbik edilmesini ilan eder, bu konuda doğru sözlü olarak maddi sebepleri yerine getirir ama, insanlarla muamelesinde kötü davranır, onları galeyana getirir ve iş sıralamasındaki önceliklerini yapmaz. Bununla birlikte sırf şeriatın tatbiki konusundaki samimi olduğu için bu niyetinin açılmış yamaları kapatacağını düşünür. Oysa bu, Nebi’nin sav;

يَسِّرَا وَلَا تُعَسِّرَا ، وَبَشِّرَا وَلَا تُنَفِّرَا

”Kolaylaştırın zorlaştırmayın, sevdirin nefret ettirmeyin” şeklindeki Muaz ve Ebu Musa el-Eşari’ye yaptığı öğüde terstir. Yemen’e gönderirken Muaz’a:

فإِيَّاك وَ كَرائِم أمْوَالِهمْ

”İnsanların mallarının saygınlığına hürmet et” şeklindeki emri, İslam dinini insanlara arzederken öncelik sıralamasındaki fıkıha işaret etmektedir.

Biz her ne kadar İslami proje sahibi olan oluşumlardan Allah tealanın dinini ikame etme hususunda hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan ve halkın vereceği tepkiden çekinmeden bunu yapmaları gerektiğini söylesek de; bu, insanların idare edilmesin onlara katı davranılmasını gerektirmez. Bilakis İslami söylem ve proje sahibi olan oluşumlar, halka karşı rıfk ve yumuşak davranma konusunda öncü olmalıdırlar. Nitekim dinin ikamesi konusunda güç sahibi olmak, şeriatın sınırları içinde insanların kalplerini kazanmakla çatışmaz. Tam tersi Allah teala; hüccet ikame edilmesine ve dinin güçlü bir konumda olmasına rağmen kalpleri ısındırmak için insanlara zekattan pay verilmesini emretmiştir.

Allah rasulünün (sav) dediği gibi:

إِنَّ اللَّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ، وَيُعْطِي عَلَى الرِّفْقِ مَا لَا يُعْطِي عَلَى الْعُنْفِ

”Allah şevkatlidir ve şevkati sever. Bu yüzdendir ki; şevkat sebebi ile verdiğini sertlik zamanlarında vermemektedir.” (Müslim)

Sadece şeriatın ilan edilmesinin başlı başına yeterli olmadığını zikrettikten sonra; geriye üçüncü misali açıklamak kaldı. Her ne kadar bu misalin ”üç adam kıssası” ile ilişkisi diğerlerine göre daha az da olsa, şeriatın egemenliğinin ilan edilmesinin yeterli olmadığı hususunu tekid etmek için onu zikretmek yerinde ve güzel olacaktır.
Üçüncü misale gelince: Bu kişi şeriatın tatbik edilmesini ilan ediyor fakat, tatbiki konusunda aslında hiç de samimi değildir. Hakikatte bu, aslen şeriatı tatbik etmeyi ilan etmeyeceğini söylemekle kötülük bakımından farklı kalır bir yanı yoktur. O yüzden bu, Allah Rasulünün dediği gibi helaka giden bir yoldur.

إِنَّمَا أَهْلَكَ الَّذِينَ قَبْلَكُمْ أَنَّهُمْ كَانُوا إِذَا سَرَقَ فِيهِمُ الشَّرِيفُ ، تَرَكُوهُ ، وَإِذَا سَرَقَ فِيهِمُ الضَّعِيفُ ، أَقَامُوا عَلَيْهِ الْحَدَّ

”Sizden öncekilerin helak olma sebepleri şuydu; Üst tabakadan birisi hırsızlık yaptığında onu serbest bırakırlardı, alt tabakadan zayıf birisi yaptığından ise ona haddi tatbik ederlerdi.”

Demek oluyor ki; sadece şeriatın ilan edilmesi yeterli değildir. Ümmetin zenginlik kaynakları yabancı yatırım adı altında düşmanlarına veriliyorsa, veya orduların modernize edilmesi adı altında Müslümanların çocukları üzerinde denenen silah anlaşmaları yapılıyorsa; bir devlette kuru kuruya şeriatın ilan edilmesinin ne faydası vardır?

Şayet şeriat düşmanlarının yakıt ihtiyaçları gideriliyor, onlara askeriyelerini kurmaları için araziler tahsis ediliyor, kafirler rahatça cümbüş yapıp eğleniyor; sonra Müslümanları öldürmek, onların ırzlarını kirletmek ve saygınlıklarını aşağılamak için oralardan harekete geçiyorlarsa; orada sadece şeriatın ilan edilmesinin ne faydası vardır?

Şayet emri bil-maruf ve nehi anil-münker yapan Allah tealanın dini ve Rasulullah’ın sünneti hususunda gayretli olan davetçiler cezalandırılıyor ve hapse atılıyorsa, aynı zamanda iftiracıların şeriat hakkında söz söylemeleri ve zehirlerini kusmalarına ses çıkarılmıyorsa; orada şeriatın ilan edilmesinin ne faydası vardır?

Şayet Allah’ın mescidlerinin asli rolleri engelleniyorsa, hatta mustazaf müslüman davetçiler engellenip, sadece ümmetin düşmanlarına dua ederek müsamaha gösteren kişiler minberlere çıkıyorsa; orada şeriatın ilan edilmesinin ne faydası vardır?

Şayet sadece şeriatı ilan eden kişiler ümmetin zenginlik kaynakları konusunda istedikleri gibi tasarrufta buluyor, diğer coğrafyalardaki milyonlarca Müslüman açlıktan ve susuzluktan ölüyorlarsa; bu durumda şeriatın ilan edilmesinin ne faydası vardır?

Peki, tüm bunlar şeriatı rafa kaldırmak, hatta şeriata karşı harp ilan etmek değil de nedir?

Allah teala, şeriatın ilanı abasının altında türlü masiyetler işlenen bir şeriat ilanından asla razı olmaz. Bilakis böyle çarpıtılmış bir şeriat ilanından olsa olsa; Haçlılardan veya diğer milletlerden oluşan Allah düşmanları razı olurlar. Nitekim çıkarları korunduğu, müslümanların servetleri gasbedildiği ve hapishaneler müslüman gençlerle tıka basa doldurulduğu müddetçe; devletin şeriat adıyla sadece zayıflara hırsızlık haddini tatbik ettiği bir ilanın, Allah düşmanlarına zararı olmadığı açıktır.

Bilakis bu türden çarpıtılmış bir şeriat anlayışı, insanların şeriattan kaçışları konusunda delil olarak tutunulmaktadır. Bu yüzdendir ki; her ne zaman insanları şeriatı tatbik etmeye çalışsak, -sanki bizim kastettiğimiz uygulama buymuş gibi- bize bu çarpık örnekleri itiraz mahiyetinde sunmaktadırlar. Her kim bu şekli ile bir şeriat tatbik ediyorsa müslümanlara yardımdan alıkoymayı temize çıkarmak istiyordur. Hatta -servet ve maslahatın korunması gerekçesiyle şer’i delillerle (!)- onlara saldırılmasını bile hoş görüyordur. Bu, tıpkı yangından sadece malını kurtarmaya çalışan, aynı zamanda eşini ve çocuklarının kurtarılması konusunda birşey yapma konusunda ise sadece dua ederek Allah tealaya havale eden kişinin durumu gibidir.

Bu konu üç adam kıssasında ikinci adamın durumuna ilişkin bir sohbetti. En önemli konumuz Allah’ın izni ile üçüncü adamın durumu hakkında olacaktır. O konu, bir çok ibret ve derslerle dolu bir derstir. O dersimizde; İslami proje ve söylem sahibi olan bir takım oluşumların ülkelerinde yaşadıkları veya yaşayacakları olayları göz önünde bulundurmadan konuşacağız. Nitekim onlardan bazıları yönetme fırsatı elde edince üçüncü adamın yaptığını yaptılar. Bizi takip etmeye devam edin o dersimizde bir çok faydalar bulacaksınız Allah’ın izniyle.

Hülasa: Sadece Şeriatın ilan edilmesi yeterli değildir. Bilakis tatbiki konusunda sadık olmak, insanları güzel idare etmek ve başarı için maddi sebeplere tutunmak şarttırlar.

Esselamu aleykum ve rahmetullah.

Mütercim: Ebu Hasan / Twitter: @asl__34

Küresel Analiz / Özel Haber

BU HABERLER DE VAR!

Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir

        ”Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir” Bazı insanlar sürekli …

Dr.İyad Kunaybi – Çocuk Yetiştirmek

Küçük oğullarınız ve kızlarınız büyümeye başladıkça onlar üzerinde hâkimiyet kurmanız zorlaşır. Sonra da yeni evler …