Pazar, 25 Haziran 2017

Atiyyetullah El-Libi: “Cihadın stratejisi”

Cemal İbrahim Misrati (Atiyyetullah El-Libi)’nin “Cihadın stratejisi” isimli risalesini okuyucularımıza sunuyoruz:

* * *

Şüphesiz Hamd Allah’dır. Yalnız Ona hamd eder, yalnız O’ndan yardım diler ve yalnızca O’ndan bağışlanmayı dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden O’na sığınırız. Şüphesiz Allah c.c kime hidayet ederse onu saptıracak, kimi de saptırırsa onu hidayete eriştirecek yoktur. Şahadet ederiz ki Allah c.c’dan başka ilah yoktur ve O’nun ilahlıkta ortağı da yoktur. Ve yine şahadet ederiz ki Muhammed (s.a.v) O’nun kulu ve elçisidir. Salât ve selam onun, pak ehlinin, ashabının, iffetli zevcelerinin, ondan meydana gelen neslin ve kıyamete kadar onun yoluna güzellikle tabi olup o yol üzerine yürüyenlerin üzerine olsun.

”Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Resulüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah’tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.”

(Saff Suresi 10–12)

”Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir vaattir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır. (Bu alış verişi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. O müminleri müjdele!”

(Tevbe Suresi 111–112)

‘Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır. Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler. Onlar orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük mükâfat vardır.”

(Tevbe Suresi 19–22)

”Mü’minlerden özür olmaksızın oturanlar ile Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va’detmiştir; ancak Allah cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. Kendinden dereceler, bağışlama ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”

(Nisa Suresi 95–96)

”İçinizden fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va’detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”

(Hadid Suresi 10)

Değerli Kardeşim;

Şan ve yücelik Allah’a (c.c) aittir ki O; Cihadın ve mücahidin kıymetini, şehitlerin ve şehadetin öneminin İslam şeriatındaki yerini en güzel şekilde anlatmış ve kitabında buna vurgu yapmıştır.

Onlar ki; canlarını ve kanlarını Allah’a satarak bu yolda feda ederler. Bu kanı dökmek, bu canı satmak mücahitler için en yüksek şeref payesi ve emeldir. Onlar ki; Allah’ın (c.c) cihad edip şehit olanlar için hazırlamış olduğu yüksek dereceler için canla başla mücadele ederler. Ne Allah’ın (c.c) kitabında, ne Peygamber’in (s.a.v) sünnetinde cihad ve mücahit, şehadet ve şehitlerin faziletiyle ilgili gelen müjdeleyici haberler kadar başka hiçbir amel için gelmemiştir. Hatta âlimler cihad ve şehadetin faziletinden bahsederken, “Kitap ve sünnette bu ikisine denk hiçbir amelden bahsedilmemiştir” derler. Cihad ve şehadetin faziletinden bahsedildiği kadar ne namazdan, ne oruçtan, ne zekâttan, ne sadakadan, ne de bunun dışındaki diğer salih amellerden ki (Salih ameller çoktur) böylesine yüksek bir faziletle bahsedilmemiştir. Cihad ve mücahidin fazileti ve Allah’ın (c.c) şehitlere hazırladığı makamların yüksekliği bakımından birçok hadis ve ayetler gelmiş ve bu iki amelin zorluğu, hem de önüne geçecek bir amelin bulunmayışı sebebiyle, başka hiçbir amel bu dereceye yükselmemiştir.

Bu iki amelin bu kadar üstün olmasının sebebi elbette ki Allah’ın (c.c) bu amellere vermiş olduğu değerden kaynaklanmaktadır ve şunda da şüphe yoktur ki cihad ve şehadet amelinin Müslümanların gönüllerindeki yerinin bu derece büyük oluşu, Allah’ın (c.c) kitabı ve Peygamber’in (s.a.v) sünnetinde bahsedilen yüksek faziletlerinden kaynaklanmaktadır.

Ancak değerli kardeşlerim!

Cihad basit bir amel değildir. İslam şeraitinde ehli övülen ve şeref payesinden en yüksek payı alan, cihad amelini yapanlardır. Onlar ki Allah c.c’ın rızasını ve sevgisini kazananlardır. Allah c.c bu yiğit insanlara (bir kısmını yukarıda alıntıladığımız) bir çok ayette yüksek makamlar ve mükafatlar vaad etmektedir. Sünnet’te de birçok örneği mevcuttur. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme cihada denk bir amel olup olmadığı sorulduğunda, şöyle buyurmuştur; ”Ona denk bir amel bulamıyorum. Sizden birisi, mücahid Allah c.c yolunda cihada çıktığı zaman, geri dönünceye kadar hiç ara vermeden namaz kılıp, iftar etmeden oruç tutabilir mi? Buna kim güç yetirebilir?”

Ve yine Rasulullah s.a.v şöyle buyurmuştur: ”Cennette yüz derece vardır ki, her derecenin arası yerle gök mesafesindedir. Allah c.c işte bu dereceleri kendi yolunda cihad edenler için hazırlamıştır.”

Bir başka hadiste ise: ”Kim Allah yolunda kısa bir süre dahi olsa cihad ederse cennet ona vacip olur.”

”Allah kendi yolunda ölenlerin yaptıklarını boşa çıkarmaz. Allah onları hidayete iletecek ve durumlarını düzeltecek. Onları dünyada iken tanıttığı cennete koyar.”

(Muhammed Suresi 5–6)

İşte Cihad; Allah c.c’ın istediği o yüce ve salih amel. Ancak bu sayılan övgüler, vaad edilen mükafatlar hepsi tek bir şarta bağlanmıştır, o da yapılan cihadın Allah c.c yolunda olması şartı. Allah c.c yolunda olmanın anlamı ise iki maddede özetlenebilir:

Yapılan işin Allah c.c için yapılmış olması, yani ihlaslı olmak.

Kur’an ve sünnete uygun olarak yapmak.

İşte bu iki madde Allah c.c yolunda olmanın şartı, rüknü ve sınırıdır.

1- Yapılan cihad ameliyesi Allah c.c’a has kılınarak, onunla Allah c.c’ın rızası aranacak. Allah c.c’a yakınlaştırması arzu edilerek, kıyamet günü Allah c.c’ın karşısına hesap verilmeye çıkıldığı vakit onunla kurtulmayı ümit ederek Allah c.c’dan bol sevap, ecir ve hayırlı mükâfatlar beklenecek. Kıyamet günü Allah c.c’ın rahmet, rıza ve fazlından faydalanmak için yapılması gerekir.

Eğer yapılan cihad ameliyesi dünyalık kaygılar ve menfaatler veya insanlar tarafından bir takım övgüler almak niyeti ve amacı ile yapılıyorsa veya insanlar tarafından, “falan ne kadar heybetli, nasıl bir komutan, nasıl bir cesarete sahip, nasıl bir mücahid” desinler diye yapılıyorsa, bu içi boşaltılmış bir cihad ameliyesidir ki sahibini götüreceği yer cehennemden başka bir yer değildir. Dolayısıyla niyet sadece O’na halis kılınmalı ve her ne yapılıyorsa da O’nun için yapılmalıdır. Bu bağlamda kutsi bir hadiste Allah c.c şöyle buyuruyor; “Kişiyi karanlıktan nura çıkartacak şey ancak bana iman etmesi ve yalnızca benim için cihad etmesidir.”

2- Mücahidin cihadı, Allah c.c’ın şeriatına uygunluk arz etmesi, yani kitaba ve sünnete uygun yapması gerekir. Yani bunun anlamı şudur; Mücahid Salih ameller ve hayırlı ameller yapar ve bunu yaparken hakkın gösterdiği yönergelere göre hareket eder, hakka davet eder, hakkı emreder ve hakkın nehyettiklerinden nehyeder, Allah c.c yolunda cihad eder-savaşır, ölür ve öldürür ve bunu yaparken sadece Allah c.c’ın kendileriyle savaşılmasını emrettiği, izin verdiği, topluluklara ve güruhlara karşı yapar. Cihadında, savaşında Allah c.c’ın razı olduğu, uygun gördüğü, ruhsat verdiği şeylerin haricinde hiçbir şey yapmaz, yapılmasına müsaade etmez.

İşte böylece yapılan cihad ameliyesi faydalı bir amel olur. Bu ise dindeki incelikten (fıkıh) kaynaklanır. Fıkıh ise öncelikli olarak kitap ve sünnet’ten, sonrasında ise âlimlerimizin ve imamlarımızın kitap ve sünnet’te yapmış oldukları şerhlerden öğrenilir.

İşte bu iki madde Allah c.c’ın yolu (sebilullah) için bir koruyucu hükmündedir.

Kavram olarak ”Allah c.c yolunda cihad” için Arapçada ”sebilullah” kavramı kullanılmaktadır, aynı manada kullanılan ”tarikillah” kavramının tercih edilmemesi dikkat çekici bir husustur. ”Tarik” kelimesi ”yol” anlamına gelmekle beraber genel bir kavramdır. Ancak ”sebil” daha özel bir kavram olduğu için cihad söz konusu olduğunda Allah c.c ”sebil” kavramını kullanmıştır. Bu da bize, Allah c.c’ın cihad söz konusu olduğu zaman özel bir anlam ifade eden kelimeyi kullanmış olması ”Cihad”ın Allah c.c. katında ne kadar önemli ve özel bir amel olduğunu gösteriyor. ”Allah c.c. yolunda cihad” (Sebilullah) İşte Allah c.c’ın yolu budur.

Değerli kardeşler!

”Cihad” bu yolun ”koruyucu surları”, ”ihlâs” ise bu surları bekleyen ”nöbetçi” hükmündedir ve ihlas ancak Nebi s.a.v’in yolundan gitmekle olur. Yapılan amelin şeriatın koyduğu kurallara uymasıyla olur. Aksi takdirde ne cihad Allah c.c tarafından övülen cihadın kapsamına girer, ne de mücahid gerçek bir mücahid olur. Velev ki insanlar nezdinde mücahit olarak adlandırılsa bile.

Bu bağlamda Sahih-i Müslim de geçen Ebu Hureyre’nin kıyamet günü ateşin kendileriyle tutuşturulacağı 3 kişiden bahsettiği hadiste Rasulullah s.a.v şöyle buyurmuştur; ”Ateşin kendileriyle tutuşturulacağı 3 kişiden biri de; Allah c.c yolunda cihad edip şehit olan kişidir. Bu kişi hesap için huzura getirilir.

Allah c.c ona nimetlerini hatırlatarak sorar;

—Dünyada iken ne yaptın?

—Ya Rabbi senin yolunda şehit olana kadar cihad ettim, der.

—Allah c.c; ”Yalan söyledin” buyurur.

Melekler de Allah’ı c.c tasdik ederek;

—Yalan söyledin, sen insanlar; ne kadar cesaretli, cesur desinler veya yiğitliğini övsünler diye, arkandan kahramanlıklarını anlatsınlar diye savaştın” derler.

İşte bu kişi kıyamet günü ateşin kendileriyle tutuşturulacağı 3 kişiden birisi. Yani bunun anlamı; o kişi her ne kadar bizim lugatimizde ”mücahid” olarak isimlendirilse de, her ne kadar insanlar tarafından ”Şehit” olarak isimlendirilse de yaptığı amelde ihlâsı kaybettiğinden dolayı Allah c.c katında riyakâr bir günahkâr olarak muamele görmüştür. İşte bu hadis bizim için büyük bir ibret vesilesidir. Hadisi rivayet eden Ebu Hureyre her ne zaman bu hadis ile ilgili konuşmaya başlasa gözünden yaşlar boşalmaya başlar ve olduğu yere bayılıp düşer, ancak yüzüne su serpildiği zaman kendine gelirdi ve bu olay defalarca tekrarlanmıştı. Çünkü bu insanlar yaptıkları amellerini salih bir şekilde yapıyorlardı. Bunu ise gecelerini kıyamda, gündüzlerini ise Kur’an tilaveti ve talimi yaparak başarıyorlardı.

Hadiste anlatılan kişi canını, kanını zahiren Allah c.c yolunda feda eden birisi, ancak buna rağmen kötü akibetten, Allah c.c’ın azabından kurtulamadılar. Hâlbuki bu yapılan ameller görünüş itibariyle (zahiren) salih (ihlâsla yapılan) amellerdi.

Aynı zamanda bu hadis bizlere; gördüğümüz her uğraşının, her cihadın gerçek cihad, her mücahidin de mücahid olmayabileceğine işaret ediyor. Bu durumda yapılan amelin boş bir uğraş, cihad ameliyesi olmaması için çok hassas ve dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü Allah c.c katında ” cihad” O’nun tarafından övülen cihattır.

Öyleyse Cihadın hakikati nedir?

Bu sorunun cevabını peygamber s.a.v Tirmizi de geçen sahih bir hadiste bizlere şöyle öğretmektedir; ”Mücahid Allah’ın zatında kendi nefsiyle cihad edendir.”

Ayrıca Peygamber s.a.v burada bizlere cihad hususunda göz ardı edilmemesi gereken mühim bir noktayı ve temel bir ilkeyi hatırlatıyor. Bu şu manaya gelmektedir; kişi görünüşte (zahiren) mücahid, ameli ise görünüşte (zahiren) cihad olabilir. Ancak bu mutlak olarak onun Allah c.c katında da mücahid amelinin de cihad olacağı anlamına gelmez. İhtimal ki zahiren cihad olan amel, kıyamet günü diğer amellerini de yok eden ve aleyhine kullanılan bir amel olabilir. Burada bizlere de bir görev düşüyor, bizler, Müslümanlar ve Allah c.c yolunda cihad edenler olarak özellikle kendi nefsimizi ve kendi cihadımızı ciddi anlamda sorgulayıp analiz ederek şu soruyu sormamız gerekiyor; ”Bizler gerçekten Allah c.c’ın kitabında vasfedilen mücahitler miyiz? Ve yahut pratikte yaptığımız, cihad olduğunu iddia ettiğimiz amel, gerçekte Allah c.c’ın övdüğü, razı olduğu, sevdiği ve yapılmasını emrettiği cihad mı? Yoksa ismi cihad olan ama içi boşaltılmış bir uğraş mı?

Değerli kardeşlerim!

Bu soruların cevabı, cihad ahkâmını (hükümlerini-ilkelerini) tam olarak bilmek ve Allah c.c’ın kitabında ve Rasulünün sünnetinde vasfettiği, tanımladığı “gerçek mücahit kimdir” öğrenmekle verilebilir.

Bu konuda sözü daha fazla uzatmadan Peygamber s.a.v’in cihadın anlam ve mahiyetini açıklayıcı hadisleri üzerinde durmaya çalışacağız.

Sünen-i Nesa-i’de ve İmam Ahmed’in Müsned’inde geçen bir hadiste Rasulullah s.a.v. şöyle buyurmuştur; “Savaş iki türlüdür. Birisi Allah’ın rızasını kazanmak ister ve komutanına itaat eder ve değerli malını bu yolda harcar ve arkadaşına yardımcı olur, kötülüklerden kaçınırsa bu kimsenin uykusuna da uyanıklığına da sevap yazılır.

Kim de gösteriş için savaşır veya savaştı desinler diye savaşır, komutanına isyan eder ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırsa, bu da yaptıklarının karşılığını mutlaka bulur.” (Dârimi, Cihad: 25; Ebû Davud, Cihad: 25)

Hadisten de anlaşılacağı üzere ”Cihad” yerilen ve övülen olarak iki kısma ayrılır:

Birinci Bölüm:

”Allah c.c’ın rızasını gözeterek cihad etmek”

İlk şart ihlâs;

Kişi cihad ederken önceliği ihlâsa vererek rıza ve memnuniyeti Allah c.c katından bekleyecek. Dolayısıyla cihad için kendisini harekete geçiren, bu yola çıkartan, sevk eden sebep Allah c.c’ın dinine yardım etme niyeti veya Allah c.c’a daha da yakınlaşma arzusu olacaktır. Bir diğer sebep ise; eğer Allah c.c yolunda cihada çıkmazsa, Allah c.c katında bir kınama, kötü bir akibete (cezaya) uğrama korkusu olmalıdır. Nasıl ki yapılmadığı takdirde bir ceza yahut kınamadan korkulması gerekiyorsa, aynı derecede, yapıldığı takdirde büyük mükâfatların vaad edildiği bu amelin karşılığında (sevabını) Allah sübhanehu ve tealadan beklemek gerekiyor. Cihad amelini Allah c.c’ın katındaki yüksek dereceleri arzulayarak, isteyerek yapmak. Bütün bu saydıklarımız ”Allah c.c’ın rızasını istemek” sözümüzün tafsilatı ve eş anlamlısıdır.

İkinci şart ise ”imama- Emire” itaat;

O senin başındaki emirdir. İtaat açısından imam (halife) ile onun yardımcılığını ikame eden kişi arasında fark yoktur. (Yardımcıdan kasıt, senin kendisiyle direkt temas halinde bulunduğun kişidir) Günümüzde olduğu gibi tek bir çatı altında toplayan meşru bir imamın (halifenin) olmaması durumunda ise Müslüman cemaatlerin liderleri ve komutanları imamın yerini alırlar. Bu kendisinde şüphe olmayan bir şeydir. İmam’ın kaybolması ve yahut imamet makamının boş kalması gibi durumlarda küçük İslami gruplar kendi içlerinde birer emir seçmek zorundadırlar. Bu konuyla ilgili fıkıhta birçok konu zikredilmiştir. Şüphesiz bu konular içerisinde en mühim olanı ”Cihatta Emirlik” konusudur. Çünkü işitmek ve itaat etmek üzere kurulu olan bir emirlik ve cemaat olmaksızın cihadın varlığı düşünülemez, cihadın tamama ermesi ancak bu ikisinin varlığı ile mümkündür. Öyleyse meşru imam- halifenin olmaması halinde insanları sevk ve idare edecek kimdir? Sorusunun cevabı elbette ki ”cihad emirleri” olmalıdır.

”İmama itaat”; Bu itaatin kapsamına başında bulunan cihad emiri de girmektedir, hem de işitmek ve itaat etmek üzere olunulan bir yükümlülüktür. İtaat olmadığı takdirde cemaatin varlığından da bahsedilemez. Çünkü cemaati ayakta tutan şey bu ikisidir.

Peki gerçekte cemaat nedir?

Cemaat; başlarında emirlerine itaat edilen bir yönetimin (emir- mes’ul-komutan) bulunduğu topluluktur.

Emir; o topluluktan sorumlu olan, kendine itaat edilen, emirleri uygulanan kişidir. İşte böylesi bir topluluk cemaat olabilir.

Aksi takdirde salt olarak belirli bir mekânda bir araya gelen grup veya topluluk cemaat sayılmaz.

Özetle; ”İmama- Emire itaat”ın sınırları şöyle olması gerekir:

Haramı emretmediği ve işlemediği, şeriata muhalefet etmediği sürece her şeyde itaat zorunludur. (Özellikle cihad emiri için durum böyledir). Aksi takdirde takınılacak tavır nasslarla belirlenmiştir; ”Yaratana isyanda, yaratılana itaat yoktur”, ”İtaat ancak iyilikte vardır.” Dolayısıyla masiyet içeren her hangi bir amelde ne emire ne başkasına asla itaat olmaz.

Üçüncü Şart; ”Değerli şeylerden infak.”

Değerli mallardan infak iki anlamda kullanılmıştır. Ya değerliden kasıt olarak mal olan her şeye işaret edilmiştir, çünkü malın cinsi ne olursa olsun insanın yanında kıymetlidir. Ve yahut burada genel olarak maldan ziyade değerli olan şeylerden infakı teşvik etmek amacıyla daha özel şeyler (altın, mücevharat v.b.) kastedilmiş olabilir.

”Değerli Şeylerden İnfak”

Allah c.c yolunda cihada infak her Müslüman üzerine gereken bir yükümlülüktür. Bu cihad özellikle günümüzdeki gibi bir cihad olursa bu yükümlülük daha da ağır bir yükümlülük getirmektedir. Müslüman olan her bir kişiye malıyla canıyla cihad etmesi vacibtir.

Değerli kardeşlerim;

Şunu iyi bilmek gerekir ki; canımızla yaptığımız cihad, malımızla yapmamız gereken cihadın yükümlülüğünü üzerimizden kaldırmamaktadır. Nasıl ki can ile cihad üzerimize vacibse, infak edecek malımız olması halinde bizden her bir kişi üzerine aynı şekilde malı ile cihad etmesi vacibtir. Elbette ki şu bir gerçek ki; İslam ümmeti olarak büyük çoğunluğumuz gayet mütevazı imkânlar ile hayatlarımızı sürdürmekteyiz. Devasa servetlerden bahsetmek mümkün değil. Buna rağmen zengin bir Müslüman buraya canıyla cihad etmeye gelse bu üzerinden malıyla cihad etme amelini kaldıracak değildir. Kaldı ki cihad ameli normal zamanlarda ”Farz-ı Kifayedir.” Ancak Müslümanların ister ihtiyacı olsun ister olmasın maldan infak etmek vacib kılınmıştır. Eğer vacib kılınmasaydı ihtiyaç olunduğu vakit sahiplerinden istenmek zorunda kalınacaktı. Bu ise insan nefsine ağır ve zor gelen amel olacağından Müslümanların fitneye düştüğü bir mesele haline gelecekti. Ancak her şeyi en iyi bilen Allah c.c bu konuda mal sahibi Müslümanlara mallarından infak etmeyi vacib kılarak böylesi bir fitne kapısını hiç açılmamak üzere kapatmıştır. Ancak ihtiyaç olsa da olmasa da Allah c.c yolunda cihada yapılan infak Allah Sübhanehu ve tealaya itaatte nefsin cömertliğini ve Allah c.c’ın rızasını kazanmadaki gayretini gösteren bir işarettir.

Dördüncü Şart ”Kardeşine karşı yumuşak ve yardımcı olmak.”

Ona muamelesinde yumuşak olur, ona sıkıntı vermez, ona sert davranmaz, ona karşı büyüklenmez, üstünlük taslamaz, bilakis ona karşı olabildiğince tevazu ile davranır ve alçak gönüllü olur.

Allah cc şöyle buyuruyor: ”Müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli)”

”Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide Suresi 54)

”Kardeş” O beraber cihad edilen kişidir, O cihadda en yakın arkadaştır, O omuz omuza verdiğin kardeşindir. ”Kardeşine karşı yumuşak olmak” çünkü bu cihadda sana eşlik eden odur, sana yoldaş olan odur, sana dost olan odur.

”Kardeşine karşı yumuşak olmak;” yani ona karşı davranışlarında şefkatli ve merhametli olmandır. Merhamet kanatlarını olabildiğince alçaltman, tevazu ile yaklaşman, onun işlerini kolaylaştırmandır.

”Kardeşine karşı yumuşak olmak;”

Allah c.c. Rasulünün bu kısa sözü gerçekten birçok anlam ve manayı ihtiva etmektedir. Öyle ki namaz içinde dahi şu sözleriyle kardeşine olması gereken yumuşaklığın sınırlarını arz etmektedir: ”Sizin en hayırlınız namazda iken omuzları en yumuşak olanınızdır” (Sahih hadis)

(Burada namaz için saf tutulduğunda Allah Rasulünün safta en çok önem verdiği şeylerden biri olan omuzların birbirine yapıştırılması kastedilmiştir.)

Aslında cihad sertlik üzere bina edilen bir ameldir. Cihad tavizsizlik, kuvvet ve sertlik demektir. Her ne kadar cihatta bu olgulara ihtiyaç varsa da buna mukabil bu faziletli amelin tamama erişi veya mükemmellik derecesine çıkışı elbette ki kardeşine, yoldaşına, şefkatli olmakla olur. Allah c.c şöyle buyuruyor: ”Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı sert ve çetin, kendi aralarında ise oldukça merhametlidirler.” (Fetih Suresi 29)

Mü’minler arasında sevgi ve saygı, merhametli olmak, şefkatli davranmak, alçak gönüllü olmak, iyilik yapmak, ona sevgi duymak, işte bütün bunlar Allah cc’ ın katından mü’minlerin arasına konulan bir ikram, bir lütuftur. Elbette ki bu saydığımız kavramlar insandan insana değişiklik gösterebilir. Ancak şu bilinmelidir ki, ne kadar kardeşine tevazu ile alçak gönüllük ile yaklaşırsa Allah c.c katında yükselir. ”Allah c.c için tevazu sahibi olan hiç kimse yoktur ki Allah c.c onu yüceltmesin.”(Hadis-i-şerif)

Beşinci Şart ”Yeryüzünde fesat çıkarmaktan uzak durmak”

”Fesat çıkarmaktan uzak durmak” bu genel ifadedir ve fesadın bütün çeşitlerini kapsar. Allah c.c’ın sevmediği, razı olmadığı, emretmeyip nehyettiği her şey kerih (kötü gördüğü, öfkelendiği, yerdiği) her şey fesat’tır.

”Fesat çıkarmaktan uzak durmak;” şeriata muhalif olmadığı sürece akıl ehli insanların fesattır diye üzerinde ittifak ettikleri şeylerde fesattır. İnsanın kötü işlerden ve fesattan sakınması gerekir. Sakınmak ise uzaklaşmak ile olur. Yani fesada kalkışmayacak, ne onu yapanlardan olacak ne de onu yapanlara arkadaş olacak.

”Fesat çıkarmaktan uzak durmak.”

”Fesat”; Haksız yere cana kıymaktır, insanların mallarını gasp etmektir, insanlara üstten bakmak, kibirli olmaktır ve zulmetmektir. Yeryüzünde hüküm sahibi olmayı istemek, bozgunculuk yapmak, insanları zorla tahakküm altına almayı istemek de fesadın çeşitlerindendir. Mücahit ise bir takım afetler ve büyük fitnelerle karşı karşıyadır. Bu içinde imtihana tabi tutulduğu, aleyhine olan, Allah c.c.’a sığınması gereken en büyük fitne, nefsini insanlara karşı üstün görme fitnesidir. Bu fitne kendisine (Allah c.c’ın izni olmaksızın, şeriatın izni olmaksızın) insanlara zulmü meşru görme, haksız yere mallarını ellerinden alma, haklarını çiğnemeyi meşru gösterecektir. Çünkü insan eline silah geçtiği anda benliğini bir yücelik arzusu kaplamaya başlar, fıtratında olan üstün gelme, hâkim olma, hükmetme, sınırları çiğneme, yasakları tanımama gibi nefsi emmarenin ( kötülüğü emreden nefis) alametleri olan sıfatları ortaya çıkarmaya başlar. İşte bu noktada mücahiti eli silahlı diğer insanlardan ayırt eden en büyük özelliği devreye girmesi gerekir ki bu da; ” fesat’tan uzak durmak” özelliğidir. Mücahit nefsi emmarenin bu kötü çağrısına kulak tıkayarak Rabbinin ve Rasulü’nün çağrısına kulak vermeli, nefsine; insanlara karşı mütevazı olması gerektiğini, bu tip mahzuru büyük davranışlardan kaçınması gerektiğini nasihat etmelidir. Ayrıca cihadına, kalbine, nefsine ve ameline sahip çıkarak Allah c.c’ın koyduğu şeriatın sınırlarına azami dikkat etmesi gerekir. Bu bağlamda Allah c.c’ın şu sözüne kulak vermesi kendisine cihadı boyunca yeterli gelecektir; ”Kim Allah c.c’a sığınır-iltica ederse işte o sırat-i müstakim üzere hidayete erdirilir”

”Fesat’tan uzak durmak.” Yine bu fesatlardan biriside, cihadi gurupların arasında-içlerinde olan fesatlar ve fitnelerdir. Bunların en başında; sürekli olarak konuşup hiç iş-amel yapmamak, yapanları da alıkoymak, tefrika-ayrılık çıkarmak, kardeş gruplar arasında fitne olabilecek şeyleri yaymak, haksız bir şekilde Müslüman âlimlere, komutanlara ve cemaatlere iftiralar atmak. İşte bunların hepsi fitnedir ve yeryüzünde bozgunculuk (fesat) çıkarmaktır. Öyleyse gerçek bir mücahit olmanın şartlarından biriside ”yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan fesat çıkarmaktan korunmaktır.”

”Kim Allah’ın rızasını kazanmak ister ve komutanına itaat eder ve değerli malını bu yolda harcar ve arkadaşına yardımcı olur, kötülüklerden kaçınırsa bu kimsenin uykusuna da uyanıklığına da sevap yazılır.”

İşte bu şartlar yerine getirildiği takdirde kefesini dolduracak ameller olacaktır. İşte bu şartlar bir araya getirilip amel edildiğinde cihad eden ”gerçek mücahit” cihad ise ”gerçek cihad” olacaktır. İşte o zaman uykusunda da uyanıkken de ecir toplayan ”ecir avcılarından” olacaktır.

İKİNCİ BÖLÜM

Cihadın İkinci Bölümü

Bu bölümü cihadın diğer çeşidi olarak da isimlendirebiliriz. Burada anlatacağımız cihadın şekil açısından insanların cihad olarak isimlendirdikleri, zahiren cihad olarak gördükleri, gözleriyle gördükleri şeye itibar ederek ”cihad” dedikleri veyahut kişilerin yaptığı konuşmalara dayanarak; ”bu mücahit”tir dediği bir vakıa, hoşgörülü ve müsamaha ile davranma tutumunun birer tezahürüdür. Makalemizin en başında verdiğimiz hadiste de Nebi s.a.v bu amele; ”cihad” ismini veriyordu; ”Kim övünç için, gösteriş için cihad eder, imama isyan eder ve yeryüzünde fesad çıkarırsa işte o gittiği cihaddan ancak elleri boş döner.’

Kim bu sıfatlarla cihadına ortak eder ve cihadını bu sıfatlarla devam ettirirse, bu ameller kıyamet günü kendisini ilk hesaba çekileceği ve önüne büyük problemler çıkaracak olan amellerdir.

”Övülmek-övünmek için cihad etmek”

İnsanlara karşı övünmek ve cihadını övmelerini beklemek……

”Riya (gösteriş) İçin Cihad Etmek.”

Riya insanların gözünde farklı bir yere sahip olmak, övgüler almak amacıyla yapılan amelin onlar tarafından görülmesini istemektir. İşte böyle bir amelin sahibi Allah c.c’ın rızasını terk ederek, sadece insanlar nezdinde bir itibara sahip olmak ister. Onların gözlerinde, kalplerinde yücelmek, yükselmek maksadı taşımaktadır. Böylece Allah Rasulünün ”kim gösteriş için cihad ederse” sözündeki riya için cihad edenler grubuna dâhil olur. Kişiyi cihada çıkaran şey Allah c.c yolunda cihad etmek değil, bu takdirde bilakis gösteriş yapmaktır.

”Duyulmak-Duyurmak İçin Cihad Etmek”

Duyulmak; bu insanlara yaptığı işi duyurmak anlamına gelmektedir.

Duyulmak ve gösteriş ikisi aslında bir kapıya çıkan şeyler olmakla beraber, biri görmekle alakalı, diğeri ise duymakla alakalı olan şeydir. İnsanlara duyurmaya çalışmak, görmeseler dahi ; ”ben, biz şöyle yaptık, böyle yaptık” gibi sözlerle insanların kendi yaptığı işten-amelden bahsetmeleri, konuşmalarını istemek. İşte bu sebeple sahabe r.anhum cihadda karşı karşıya kaldıkları olaylardan ve şahit oldukları meselelerden bahsetmeyi iyi görmezler. Anlattıkları şeyler ise ya insanların faydalarına olacak bir durum veyahut terbiye, talim veyahut da şer’i bir meseleye hüküm vermede delil amaçlı olarak kullanılabilecek şeylerdi. Bunlardan bahsetmelerinin sebebi ise; ola ki yaptıkları amelleri anlatmaları durumunda amelleri heba olur veya amelleri yok eden diğer sebepler nefislerinde vuku bulur korkusuydu. Allah c.c’dan af, afiyet ve amellerimizi muhafaza etmesini istiyoruz.

”İmama-Emire İsyan Etmek”

Önceki hadiste geçen itaatin aksine burada isyan söz konusu ediliyor. İmama isyan ister açıktan ister gizliden olsun, bu yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak anlamına gelir. İmama isyan etmek; emirlerini tatbik etmemek, onu dinlemeyerek itaatten çıkmak isyanın ta kendisidir. Yahut isyan çoğu zaman küçük bozgunculuktur. İmama isyanda cihadın Allah c.c’ın razı olmadığı ikinci kısmından önemli bir noktadır. Demek ki imama itaat Allah sübhanehu teala’nın sevdiği gerçek bir mücahid olmanın en büyük vasıflarından ve olmazsa olmazlarından biridir.

”Yeryüzünde Fesat çıkarmak”

Rasulullah s.a.v. şöyle buyurdu; ”Bu cihad etti, bu da savaştı ve savaşan elleri boş döndü.” Yani savaşından, mücadelesinden hiçbir şey elde edemeden döndü. Ne lehine ne aleyhine hiçbir şey kazanmadı. Hadiste geçen ”kefaf” kelimesi lehte aleyhte hiçbir şey elde edemeyen kişi için kullanılır. Mesela bir adam malını satmak ve karşılığında bir şeyler almak için pazara gider, alış veriş yapar, pazarları dükkânları dolaşır ve evine dönerken bakar ki giderkenki haliyle dönüyor. Ne kar etmiş, ne zarar. İşte böyle bir adam için ”kefaf” (eli boş) döndü denilir. Aynı zamanda bu kelime bir şeyin yeterli halde olması, en alt sınırda olması hallerinde de kullanılır. Rasulullah s.a.v şöyle buyurmuştur: ”Allah’ım Muhammed Ailesinin azığını kefaf kıl.” Yani yetecek kadar kıl. Rasulullah s.a.v yukarıda saydığımız vasıfların sahipleri içinde bu kelimeyi kullanmış ve onların bu sıfatları taşımış olmaları hasebiyle hiçbir şey elde edemediklerini velev ki canlarını ortaya koymuş olsalar bile üzerlerinde taşımış oldukları bu sıfatların kendilerine hiçbir kar getirmediğine bilakis zarara uğrattığına işaret etmiştir. Allah’a yemin olsun bu kulağımıza küpe olması gereken çok büyük bir şey; insan bu hadisleri duyduğu zaman gerçekten büyük bir korkuya kapılıyor. Kişi cihad edecek, canını verecek, kanını akıtacak ancak hiçbir şey kazanamayacak!

Allahım bizleri böyle olmaktan koru!

Değerli kardeşlerim!

Bu durumda bizler iki ateş arasında kalıyoruz;

1- Ya cihad’dan geri kalmak!

2- Ya da cihad edip, yaptığın cihad’dan hüsranla dönmek.

Böylesi sıkıntılı bir halde bizim üzerimize düşen tek bir görev vardır; O da bütün bu sayılan sıfatlardan, sıkıntılardan Allah c.c’a sığınmak. Bizi kutuluşa erdirecek, kazananlardan, başaranlardan, kendilerinden ve amellerinden razı olunanlardan olmak için cihadımızda sadece Allah’c.c’ın rızasını gözetmek ve diğer bütün kötü hallerden kendimizi arındırmak, gerçek mücahitler olmak için yalnızca O’na dayanıp, yalnızca O’na tevekkül etmek, bizi başarıya ulaştırması için dua etmek gerekiyor.

Karşı karşıya kaldığımız bu iki tehlike hususunda kardeşlerimizi uyardığımızda bazen şöyle bir söz işitebiliyoruz: ”Madem cihada gidip sonra fitneye düşeceksem ya da hiçbir şey elde edemeyeceksem, o zaman bende cihada gitmem. Bu durumda kardeşlerimize şu ayeti hatırlatırız; ”Onlardan bir kısmı: “Bana izin ver ve beni fitneye katma” der. Haberin olsun, onlar fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem, o inkâr edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır.” (Tevbe Suresi 49)

Bilakis cihad senin üzerine her zaman tayin edilmiş bir sorumluluktur, normal bir zamanda dahi cihadın hükmü vacibtir, kaldı ki şu zamanımızda ise bu vucubiyyet artık cihad âlimlerinin fetvalarıyla farz-ı ayn halini almıştır. Hiçbir özür olmaksızın cihaddan geri kalan kişi en büyük haramlardan birini işlemiş sayılır. Böylesine basit ve sıradan bir sebebin arkasına sığınarak cihaddan geri kalan kişi Allah c.c.’ın bütün öfkesini, gazabını üzerine çeker, cihadı terk ederek geride kalan kişi eğer tevbe etmez ve tevbe yollarını aramaz ise Allah c.c’ın cehennem vaadiyle karşı karşıya kalacaktır.

Öyleyse Değerli Kardeşim;

Bize düşen görev; Hiçbir şeyden korkmadan, üzerimize tayin edilmiş olan cihad farizasını yerine getirmek ve Allah c.c’ın sevdiği ve razı olduğu bir mücahid olabilmek için çalışmaktır.

Değerli Kardeşim;

Senin Cihadın ilk olarak bulunduğun yerde başlar, annenin sıcak kucağı ve cihada çıkmak arasında bir tercih yapar ve cihada çıkarsın. Allah yolunda cihad etmek için arkanda dünyayı, sevdiklerini, aileni, dostlarını, çocuklarını, eşini, yurdunu terk ederek buraya ”Cihad Beldelerine” gelirsin.

Sonra seni ilkinden daha ağır ve daha büyük bir cihad (mücadele) bekler ki o da; gerçek bir mücahit olabilmek için gereken şartları yerine getirmek için çalışmandır…

Peki, neydi o şartlar?

Gel! Bir daha hatırlayalım Peygamberin dilinden sayılan gerçek bir mücahit olabilmek için sayılan şartları;

1- Allah’ın rızasını ummak-gözetmek.

2- İmama-Emire itaat etmek.

3- Değerli şeylerden infak etmek.

4- Kardeşine yumuşak davranıp, ona işlerinde kolaylık sağlamak.

5- Fesad ve bozgunculuk çıkarmaktan, yapmaktan kaçınmak.

Evet, öncelikle mücadeleyi kendi nefsinle gerçekleştirmen gerekir, ”Mücahid Allah’ın zatında kendi nefsiyle mücadele edendir.” Önce nefsinle mücadele ederek onu Allah subhanehu ve teala’nın şeriatına uygun bir şekilde terbiye etmen ve sonra bu yoldaki sorumlulukları taşımaya hazır bir hale getirmen gerekir, ta ki Allah c.c’ın sevdiği ve razı olduğu bir mücahid olana kadar.

Cihad, Cihad, Cihad her yerde her zaman, son nefesimize, kanımızın son damlasına kadar her zaman Cihad…

14/12/2011

Cemal İbrahim Misrati (Atiyyetullah)

Küresel Analiz

BU HABERLER DE VAR!

Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir

        ”Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir” Bazı insanlar sürekli …

Dr.İyad Kunaybi – Çocuk Yetiştirmek

Küçük oğullarınız ve kızlarınız büyümeye başladıkça onlar üzerinde hâkimiyet kurmanız zorlaşır. Sonra da yeni evler …