Pazar, 30 Nisan 2017

Türkistanlı Ümmü Seccad’ın hikayesi: Davet ve Hicret

Güzel memleketimdeki Müslüman kardeşlerim es selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.

Nasılsınız iyi misiniz? Hicretimin üzerinden 6 ay geçti ve şu anda mübarek Ramazan ayını ihya ediyoruz. Allah’ın bana ihsan ettiği açık ve gizli nimetlerine hamd ederim. Biliyorum ki memleketimdeki kız ve erkek kardeşlerim şu anda kendilerine emrolunduğu gibi Allah’a kulluk edememektedir. Din düşmanlarının baskısı yüzünden rahat ve temiz nefes alamamakta ve zillet altında bir hayat geçirmektedirler.

Bu kardeşlerimin de benim gibi hicret etmesini çok isterim. Bizim dinimiz izzet dinidir, korkaklığı istemez. Bizim çabalamamız ve sürekli imanımızı yenilememiz gerekiyor.

Hicretimden sonra anladım ki akide ve iman ilk aşamaymış. Ondan sonra bedenle hazırlık ve Allah yolunda cihad aşaması gelmektedir.

Burada hicretten bahsederken sizin aklınıza geçim derdiyle hicret eden kardeşler gelecektir. Ancak Avrupa, Türkiye, Malezya, Kanada gibi yerlere gidenler kısa bir süre içerisinde dinlerinde fesada uğruyorlar. Hem din hem de ahlaklarını kaybediyorlar. Pişmanlığın fayda etmediği bir vakitte de pişman oluyorlar.

Biz kardeşlerimizle günümüzde hiçbir bölgede hicret edilecek bir yer kalmadığını konuşurduk. Çünkü fitne ve fesat her tarafa yayılmış durumdaydı. En hayırlısı evlerimizde kalarak dinimiz üzere sabit durmaktı. Hicretin bizim için farz olmadığına dair bir fetva görmüştüm. Gerçekten de öyle miydi? Biz bu şekilde vefat etsek cennete girer miydik? Ama Allah (c.c.) kitabında şöyle buyurmaktadır:

“O kimseler ki, kendilerine zulmetmekte iken melekler canlarını aldılar ve ‘Ne halde idiniz?’ dediler; onlar da ‘Bizler bu toprakta çaresizdik’ dediler. Melekler ise ‘Allah’ın toprakları geniş değil miydi? Oradan hicret etseydiniz ya?’ dediler. İşte bunların sığınakları cehennemdir, o ne kötü bir gidiş yeridir.”[1]

Bu ayetten sonra peki hangi hicret Allah’ın kitabına ve Resulullah’ın (s.a.v.) sünnetine uygundur? Hangi hicret Allah’ı razı edecek ve bizi cennete girdirecek? Çünkü Şeriatın her hükmünün günümüzde uygulanabilirliğinin olması gerekirdi.

Ben bu sorunun cevabına geçmeden önce Allah’ın bizim için razı olduğu din olan İslam’a nasıl tutunduğumu anlatmak istiyorum. Şayet her insan bir dönem cahiliyet yaşadığını ve sonra tövbe edip İslam’a girdiğini düşünürse gözleri yaşarır ve kalbi huzurla dolar. Çünkü Allah onu karanlıklardan aydınlığa çıkartmıştı.

Benim dinime sarılmama 2000 yılında bizim bulunduğumuz yerde davet yapan bir kadın davetçi vesile olmuştu. Onun sözlerinden sonra evime gittim ve hemen örtündüm. Annem buna çok sevindi çünkü o akrabalar ve çevremizde örtünen nadir kişilerdendi. Ancak bir sonraki sabah annemin tavrı değişti. “Evde kalıp namazını kılman yeterli olurdu. Ama sen örtünle dışarı çıkarsan hükümet seni hapse atar. Hem sen iş başvurusu yaptın. Eğer örtünle gidersen işten atılırsın. Sadece başörtüsü taksaydın yeterli olurdu.” dedi.

Ben kendi kendime düşündüm: Örtünmenin gayesi neydi? Bu soruyu davetçi kadına sormaya karar verdim. Bu kadın üniversitede kız öğrencilere ders veriyordu. Üç ay kadar bir müddet hapiste kalmıştı. Sonrasında akrabalarının kefaret vermesiyle serbest bırakılmıştı. Onun yanına gittim ve “Niçin örtünüyoruz?” diye sordum. Benim bir sözle kafamın karıştığı anlamıştı. Evvela bir şey söylemedi. Sonrasında Nur Suresinden bir ayet okudu. Allah’ın emri olduğu için örtündüğümüzü ve başka söze ihtiyaç olmadığını belirtti. Davetçi kadının verdiği cevap buydu.

Bu ayetin mealini okudum. Örtünmenin hikmeti ve kadınlara faydası üzerine düşünmeye başladım. Müslümanlar arasındaki boşanmaların en büyük sebebinin örtünmeme olduğunu anladım. Erkekler, dışarda gördükleri açık saçık kadınlarla evlenmek için kendi eşlerini boşuyorlardı. Böylece üstümdeki gömleğimin tesettüre uygun olmadığını idrak ettim ve hemen çarşıya gidip Şerî ölçülere uygun geniş elbise aldım.

Bu elbisemle çok uzun bir müddet kaldım. Çünkü ailem yeni elbise alacak paradan beni mahrum bırakıyordu. Bunu fark eden bir davetçi kadın bana bir elbise hediye etti.

Sıkıntılar başlamış ve evdeki durum günden güne zorlaşmaya başlamıştı. Annem bana sitemle şunları söylüyordu: “Ben seni en güzel şekilde büyüttüm. Senin için kendimi çoğu şeyden mahrum bıraktım. Sırf üniversite masrafların için 60 bin Yuan verdim. Senin devlet dairelerinde çalışmanı ve mutlu bir hayat sürmeni istedim.” Ben kendisine açık ve net bir şekilde kesinlikle devlet dairesinde çalışmayacağımı söyledim.

Bu sıkıntılardan rahat bir nefes alabilmek için başka bir davetçi kadın aradım. Bana Nur Suresinden bir ayet gösterdi ve bana Yaradan’a isyanın emredildiği yerde yaratılana itaat olmayacağını söyledi. Ona çalışmayı sordum. Bana Kur’an’dan bir başka ayet göstererek Müslüman kadının hayat dairesini gösterdi. Onun yönlendirmesiyle Kur’an’ın tefsirini okumaya başladım. İlk başlarda çok bir şey anlamıyordum. Ancak okumaya devam edince bu kitap beni kendine çekti.

Ben ona sarılmayı arttırdıkça ailem de baskıyı arttırdı. Gece gündüz Kur’an okuyordum. Kaç kez Kur’an okurken uykuya daldığımı Allah bilir. Çoğunlukla ailem uyuduktan sonra karanlıkta okurdum. Kur’an’ın ayetlerinden etkilenmeye başlamıştım. İbretlik kıssaları ve Kıyamet Günü’nün manzarasını tefekkür ediyordum. Cahiliyetle geçirdiğim günlere ağlıyordum. “Ya Rabbi, cahiliyette işlediğim günahlarımın affını senden istiyorum.”

Üniversitede 5 sene geçirdim. Petrolün ayrıştırılması bölümünde ders alıyordum. Bu süreçte cahiliyeden çıkmanın yolunu bulmuş olsaydım çok daha iyi olacaktı. 5 sene bu bilimleri okudum ama Kuran’ı öğrenirken ki gibi bir huzur bulamadım. Ah şu değerli Kur’an’ı daha önce tanısaydım.

Dinim sebebiyle ailemin arasında garip kalmıştım. Ailemin bana olan baskısı günbegün artıyordu. Bazen ayakkabıyla yüzüme dahi vuruyorlardı. Adeta hasta olmuştum, anne babamın varlığında yetim kalmıştım. Ama tüm bu sıkıntılara Kur’an’dan ilaç buluyordum. Manevi baskıların bedensel baskılardan daha ağır olduğunu gördüm. Bedeni baskı imanı artırırken manevi baskı azaltıyordu.

Her ne zaman imanımın zayıflığını hissetsem davetçi kadının yanına gider onunla istişare ederdim. O da bana komünist hükümetin zindanda, kendisine yaptığı işkencelerden bazısını anlatırdı. Kerpetenle tırnaklarının sökülmesi ve elektrik şoku gibi. Bunun üzerine ben de henüz bu derece eziyet görmemiş olduğum için biraz rahatlardım. Benim başıma gelen sıkıntılar asla o davetçi kadının zindanda gördüğü işkenceler gibi olamazdı.

Bir zaman sonra hükümet beni görev için çağırdı. Ben de tesettürümle gittim. Benim örtüyle geldiğimi görünce çok şaşırdılar. “Sana ne oldu? Biz seni bankada çalışman için göndermeyi düşünüyorduk. Şimdi seni bu halinle nasıl göndereceğiz?” dediler. Kaybedeceğim şeyin küçük olmadığını bu fırsatı kaçırmamam gerektiğini bana tavsiye ettiler.

Ben onlara uymadım ve Allah’ın şu ayetini onlara hatırlattım: “Kim Allah’tan sakınırsa ona bir çıkış yolu yapar.”[2] İsmimi listeden silmelerini ve aileme işe alınmadığımı söylemelerini istedim. Fakat ailem gerçeği öğrenmiş benim için başka bir iş aramaya başlamıştı. En son bana tesettür yasağının olmadığı yerel bir işletmede iş buldular. Burada iki ay kadar çalıştım. Kendi kendime sürekli düşünüyordum ve kulların Rabbi için çalışmıyor olmaktan korkuyordum.

İki ay sonra iş sahibi biriyle evlendim ve işi bıraktım. Ancak işi bırakmamdan ötürü ailem bana çok kızdı. Annem üzüntüsünden hastalandı. Babam da bana: “Seni üniversitede okutmak yerine sana gütmen için bir koyun sürüsü alsaydım daha iyi olurdu!” dedi.

Bir müddet sonra burada söylemek istemediğim bazı sebeplerden ötürü eşim beni boşadı. Eski halime geri döndüm. Üzerimdeki sıkıntılar birkaç sene daha artarak devam etti. Şayet bunların hepsini size anlatsam bana inanmazsınız.

Bu dönemde sahabe hayatlarının anlatıldığı bir kitap (Allah müellifine rahmet etsin) okudum. Bu kitap benim maneviyatımı yükseltti. Benim zihnimde İslam’da asla gerilemenin olmayacağı sürekli ilerlenmesi gerektiği vardı. Cennet, takva sahipleri içindi. Acaba ben onlardan mıyım? Bu benden ayrılmaz bir düşünce olmuştu.

Daha sonraları benim evim davetçilerin merkezi oldu. Geceleri nafile namaz kılıyor, Allah’ın verdiği nimetlerine şükrediyorduk. Cahiliye hayatı yaşayan Müslüman kızlara nasıl İslami terbiyeyi vereceğimiz konusunda görüşürdük.

Çin hükümetinin politikaları ve ailemin bana yaptığı baskılar yüzünden dünya bana dar geliyordu. Kendi memleketimde ve evimde garip olmuştum. İçinde bulunduğum toplumun yaşantısı tamamen Allah’ın rızasına ters idi. Çözüm ne idi?

Dinimin zillette olması ve akideme ters bir ortamda kalmam mı yoksa günahlarla dolu olan çevremden dinimle hicret etmem mi daha hayırlıydı? Burada kalarak dinimi korumam mümkün değildi. Öyleyse hicret etmeliydim.

Hicret etmek için arayışlara girdim. Allah’ın fazlıyla Malezya’ya yaptığım vize başvurusu kabul edildi. Pasaport almak için başvuru yaptım. Pasaport çıkartmanın 50 bin Yuen’e bedel olduğunu duyduğumda şok oldum. Ya Rabbi, ben bu parayı nereden bulacaktım! Ailemden istemem mümkün değil. Satacak bir evim veya arabam da yoktu.

Bana tecvid dersini vermiş olan ablam aklıma geldi. İnfakta eli geniş olan biriydi. Ona derdimi anlattım. Eşinin de razı olması şartıyla kabul etti. Bir sonraki gün birlikte bankaya gittik. Benim adıma hesap açtık. Parayı bu hesaba aktardılar. Daha sonra parayı buradan alarak pasaport dairesine verdim. Elhamdülillah iki hafta sonra pasaportum hazır oldu. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Benim ihtiyacımı gideren bu aileye Allah rahmet etsin, mallarına bereket versin.

Sonra diğer aşama geldi. Ben nereye gidecektim? Arkadaşımla istişare ettim. Bir kadının mahremi olmadan yolculuğa çıkmasının haram olduğunu söyledi. Acaba hicret kararımda hata mı etmiştim? Bize yakın olan fakir bir aileyle istişare etmek için gittim. Mütevazı olduklarının belirtisi olan toprak evlerine girdim. Onların hayatı sahabe hayatı gibiydi.

Derdimi anlattıktan sonra ev sahibi bana dedi ki: “Benim göstereceğim yerden başka bir yere hicret etmeyi düşünme. Sen önce şu bölgeye git. Orada durumu senin gibi olan çok kişi bulacaksın. Şayet sen dinin için hicret etmek istiyorsan oradan başka bir yere gitme. Benim 5 bin Yuen’im var. Bunu hicretin için sana vereceğim.” Benim başka paramın olmadığını ve ondan sonra ne yapacağımı sordum. O bana: “Sahabelerin hicret için mal biriktirmediğini aksine mallarını Medine’ye hicret ettiklerinde müşriklere bıraktıklarını bilmiyor musun? Sen Allah’a tevekkül edersen O, sana yeter.” dedi.

Benden önce yeni hicret yolunda gitmiş olan bir kızı araştırıp buldum. Onunla istişare ettim. Ona sorular sordum. Onun sözleri beni ürpertti, cevapları sevindirdi. Tüm bunlardan sonra zihnimde tek soru kalmıştı: Tek başıma yolculuğa çıkmam caiz miydi değil miydi? Bazı ilim talebesi hanımlarla irtibata geçtim. Bana farz olan hicretin mahremsiz dahi olsa yapılacağını söylediler. Allah’a hamd ettim. Yolculuk için hazırlıklarımı yaptım. Anneme eğitim için sefere çıkacağımı söyledim. Ama itiraz etti. Bu meseleyi de bir davetçiyle istişare ettim. “Yolculuk sana kolaylaştırıldıysa sen Allah’a tevekkül et. Sen evde kalmaya devam edersen dininde fitneye uğrarsın. Sen anne babanı razı etmeye çalışırsan onlar senin Şeriata uymana razı olmazlar. Sen bu ortamda kalmaya devam edersen gerilemeye başlayacaksın.” dedi. Allah bu davetçi kadına rahmet etsin. Adeta misk taşıyıcısı gibiydi.

Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’ye gittim. Orada uçak bileti aldım. Memleketimi terk ettim ve dinimle kaçtım. Allah’a beni kendisinin razı olacağı şeylere yöneltmesi ve hicretimi kabul etmesi için dua ediyordum.

Uçaktan inip havaalanından geldiğimde yanımda çok az miktar param kalmıştı. Beni daha önce hicret etmiş olan bazı muhacir hanımlar karşıladı. Onlara kavuştuğuma çok sevinmiştim.

Bir müddet sonra Allah yolunda cihad eden bir muhacirle evlendim.

Allah’ın fazlı ve nimetiyle (hicretimden üç sene sonra) çocuğum Seccad’ı, bizim topraklarımızı işgal eden, bize zulmeden, işkenceler yapan, memleketimizde komünistliği hâkim kılan Çinlilere karşı bir savaşçı olarak yetiştiriyorum.

[1] Nisa/4:97

[2] Talak/65:2

Yazan: Ümmü İmran

NOT: Bu yazı “Türkistan’dan şehadete hicret hikayeleri” kitabından alınmıştır. Kitabın geliri Türkistanlı Müslümanlara gitmektedir.

Online Sipariş: http://www.beyazminarekitap.com/kitap/turkistandan-sehadete-hicret-hikayeleri-1

Genç Muvahhide

BU HABERLER DE VAR!

Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir

        ”Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir” Bazı insanlar sürekli …

Dr.İyad Kunaybi – Çocuk Yetiştirmek

Küçük oğullarınız ve kızlarınız büyümeye başladıkça onlar üzerinde hâkimiyet kurmanız zorlaşır. Sonra da yeni evler …