Pazar, 30 Nisan 2017

Türkiye – Rusya – İran ittifakı nasıl ve neden gelişti?

Herkes şunun farkında: Suriye’de tüm dengeler değişti. Dengelerin değişmesi sürekli olan bir durum, fakat bu sefer oyun yeniden kuruldu ve saflar netleşmeye başlandı. Hem de öyle bir netleşmeye başlandı ki, enkazın altında kalmak istemeyen birçok “yandaş” köşe yazarı sıvışmaya ve Suriye dışı konular yazmaya başladı. Çünkü 5 yıldır yazdıklarını yakında yemeye, tükürdüklerini –çıkarları ve maaşları için- yalamaya başlayacaklar.

ABD son süreçte iki büyük kazık attı hükümete. Birincisi 15 Temmuz idi; direk indirmek, hatta idam sehpasına koymak istediler hükümet yetkililerini. Diğeri ise Suriye’de YPG devletinin kurulması için her türlü desteği sağlamaları oldu. Türkiye ABD’ye defalarca iletmesine karşı ABD umursamadı ve YPG’ye silah yığmaya, kendisine itaat eden küçük devletçiği kurmaya odaklandı.

Fakat 15 Temmuz’un gerçekleşmemesi Türkiye’nin Fırat Kalkanı’na başlaması ile dengeler değişti. ABD ilk başta destek veriyormuş imajını çizse de, daha sonra açık açık Bab operasyonuna karşı olduğunu defalarca en üst düzey açıkladı. Fakat Türkiye de YPG’nin Kobane ve Afrin bölgesinin birleşmemesi için böyle bir riske girerek artık Suriye’ye girmiş oldu.

Gazeteciler istedikleri kadar masallar anlatsınlar, Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu tamamen Rusya – İran ve Esed onayıyla başladı ve devam ediyor. Rus uçağı düşünce Putin açıkça tehdit etti, eğer “Türkiye Suriye sınırını geçerse anında vururum” dedi, hatta gelişmiş S400 füzelerini getirdi. Fakat bırakın Türk uçağını, koskoca ordu girdi Rusya ve Esed ses etmedi. Nasıl oldu bu? Bakın Irak’ta çok az Türk askeri var, onlar da Başika’da IŞİD’e karşı savaşan destekçilerini eğitiyor. Buna rağmen Şii Irak hükümeti çok sert açıklamalar yaparak TSK askerinin çıkmasını istedi, yetmedi ABD’ye ve NATO’ya bunu iletti. Suriye’de ise durum tersi. Esed ve Rusya ses çıkarmıyor, çünkü burada onlar için birkaç karlı iş oluyor.

Birincisi, Türkiye’nin bu hareketi Türkiye ile ABD’nin arasını açtı, ABD’nin YPG devleti projesini ve YPG koridoru planını bozdu. Bu da Esed ve Rusya’nın işine geliyor, ABD ve müttefiki YPG zor duruma itiliyor.

İkincisi, Türkiye birkaç köy dışında YPG ile savaşmadı. Bölgede hep IŞİD ile savaşıyor, IŞİD’i yoruyor, IŞİD’e kayıp verdiriyor. Bu durum Esed’in işini kolaylaştırmakta, Esed’in tüm gücüyle Muhaliflere saldırmasına olanak vermekte. Nitekim Halep saldırılarında da bu fazlasıyla hissedildi.

Üçüncüsü, Türkiye de, Rusya da, Esed de, İran da Suriye’de tek devlet görmek istiyor. Ayrıca devletin laik ve demokratik olmasını istiyorlar. Moskova’daki 8 maddelik Türkiye – İran – Rusya anlaşmasında ilk maddeyi hatırlayın:

“İran, Rusya ve Türkiye, içerisinde pek çok etnik grubu barındıran, çok mezhepli, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğini, bağımsızlığını, birliğini ve toprak bütünlüğünü tamamen destekliyor.”

Şimdi bu önemli. Çünkü bu madde ile iki taraf da istediğini alıyor. Türkiye tarafı YPG’nin ayrı bir devlet olmasını istemiyor, Esed – İran – Rusya tarafı ise Muhaliflerin ayrılıp bir devlet olmasını istemiyor. Bu madde açık ve net bir şekilde Esed’in Baas devletinin devamından yana olduklarının ilanıdır. Neden Esed derseniz, Muhaliflerden demokratik ve seküler (laik) bir devlet çıkmaz. Muhaliflerin en büyük grupları Ahraruş Şam, Şam’ın Fethi Cephesi, Feylakuş Şam, Nurettin Zengi ve Ceyşul İslam olup, hepsi de İslami bir yönetim istediğini defalarca açıkladı.

O halde Türkiye’nin imzaladığı bu madde ne manaya geliyor?

Türkiye Esed’in inmesini ve yerine başka bir Nusayri’nin başa geçmesini isteyecektir, böylece başarısız olmadığını kendi kitlesine ve Suriye’deki kendine bağlı ÖSO gruplarına göstermiş olacaktır. Bununla birlikte Türkiye hükümeti zorda kalırsa Esed’le direk masaya oturup anlaşabilir, kendi kitlesinin tepkisini de umursamaz. Nitekim Mavi Marmara davasının hükümet tarafından düşürülmesi ve İsrail ile anlaşılması AKP’li bazı gazetecilerde hayal kırıklığı meydana getirse de, şakşakçı gazeteciler tarafından olay kısa sürede örtbas edilerek gündemden çıkarıldı.

Şimdi bu söylemlerimiz biraz garip gelse de, imzalanan anlaşmanın maddesi aslında herşeyi özetliyor. Şöyle düşünün; gelecekte Türkiye, Fırat Kalkanı ile ele geçirdiği bölgeyi kime teslim edecek? Cevap şu; laik ve demokrat Suriye rejimine. Hatta durum öyle bir hal aldı ki, ABD’nin Bab şehrini havadan vurmaması üzerine Rusya’nın Türkiye’ye hava desteği gelecek günlerde vereceği yazılıp çizilmeye başlandı.

Rusya’nın Türkiye ile görüşme ve anlaşmaya varmasının bir başka yansıması da elbette Muhaliflere oluyor. Rusya, Türkiye üzerinden Muhalif grupların savaşma azmini kırmaya çalıştığı gibi, aynı zamanda Türkiye’yle işbirliğinde şüphe duyan grupların da Türkiye’ye olan güvenlerini bu görüşmeler vesilesiyle bitirdi. Sonuçta her gün Suriye’de halkı bombalayan bir Rusya ile müttefik olmaya ve ortak hareket etmeye çalışan bir ülkeden bahsediyoruz.

Suriye’de halkın bir Türkiye hükümetine bir başka tepkisi ise Bab savaşı hakkında oluyor. Geçtiğimiz günlerde Arap gazeteciler de yazdı; “Türkiye neden IŞİD yerine Esed veya YPG ile savaşmıyor?” Çünkü Suriye halkı için esas düşman Esed, ikincil olarak da YPG. IŞİD’i de halk genel olarak düşman görüyor ama Türkiye’nin meselesinin farklı olduğunu geç de olsa anladılar. Türkiye bir yandan Esed ile bir yandan IŞİD ile savaşsa idi Suriye halkı tepki vermeyebilirdi, ancak Türkiye’nin Esed ile gelecekte de savaşmayacağı gerçeği, üzerine Rusya ve İran ile anlaşma imzalaması, Bab’dan gelen sivil ölüm haberleri Türkiye’yi kendine göre masada kazandırsa da Suriye halkının gözünde kaybettirecek, dahası bu vebale ortak olacaktır.

Türkiye’nin Rusya ve İran ile girdiği üçlü ittifak Türkiye’ye çok pahalıya patlayacak. Rusya ve İran Türkiye’nin yüzyıllardır baş düşmanıdır, ilk fırsatta Türkiye’nin de çökmesi ve Suriye’den beter olması için elinden geleni yapacaklardır. Suriye’de aslında Türkiye halkından bir farkı olmayan Sünni Suriye halkına katliam yapmaktalar.

Fakat Türkiye’nin YPG devletini engellemek, ABD’nin 15 Temmuz darbe planlarına karşı bir destek bulabilmek için böyle bir riske girmesi kendisi için daha büyük bir soruna açılan yol görünüyor. Türkiye’nin yapması gereken, geleceğe yani Müslüman halklara yatırım yapması idi, fakat devletin üst aklı anlaşılan Türkiye’yi tam bir girdaba soktu. Öyle bir girdap ki, bu girdabın sonunda, önce Suriye’deki Müslümanları, sonra da Suriye’deki halkı destekleyen Türkiye’deki cemaatleri büyük bir sınav bekliyor. Çetin günler geliyor, önümüz kış. Arkası ise sabredenler için büyük bir bahar inşallah. Allah Müminlerin yardımcısı olsun.

Tarık Said

Küresel Analiz

BU HABERLER DE VAR!

Azez’de bombalı araç saldırısı: 3 ölü, 10 yaralı (Foto Galeri)

Suriye’nin Azez ilçesinde bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. Saldırı sonucunda 3 kişinin hayatını kaybettiği, 10 …

Hama’da Esed askerlerinin toplanma alanının TOW ile vurulma anı (Video)

Esed rejiminin Hama’da kayıpları devam ediyor. Muhalif grupların 3 farklı operasyon odası kurarak saldırdıkları Esed …