Cuma, 28 Nisan 2017

Dr. İyad Kunaybi – 11. Oturum: “Yüce Gayeler Halkların Enerjilerini Harekete Geçirir”

iyad-kunaybi

Tevhidî davet çalışmalarından dolayı hapiste bulunan Ürdünlü âlim Dr. İyad Kunaybî’nin 30 bölümlük “Şeriat’a Destek” vaaz serisi alt yazılı ve metin olarak yayınlamaya devam ediyoruz. İyad el-Kuneybî’nin bu ders serisinde günümüzdeki İslami hareketlerin, özellikle de demokrasi yolunu benimseyenlerin şüphelerini ele alıp çürütüyor ve hak menheci delilleri ile takrir ediyor.

***

11. Oturum:

“Yüce Gayeler Halkların Enerjilerini Harekete Geçirir”

Esselamu aleykum ve rahmetullah

Sevgili kardeşlerim. Şeriata destek konusuna devam etmekteyiz. Hatırlarsınız.! Dokuzuncu oturumda şöyle demiştim: ”İslamcılardan, yönetime gelir gelmez hemen işgal altındaki Müslüman topraklarını kurtarmak için cihad ilanı yapmaları talep edilmeyebilir.” Bunu dediğim zaman Kad’dan bahsettim. Kad’ın hikâyesini size anlatacağım.

Nedir Kad kıssası?

Selahaddin Eyyubi Mısır’da yönetimi devraldığında Mısır’ın durumu, şuan ki durumundan pek farklı değildi. 200 yıllık Fatımiler diye isimlendirilen Ubeydi devletinin işgali altında bitkin hale gelmişti. Ki Ubeydiler İslam’dan çıkmış bir devlet idi. Mısır’da Ehli Sünnet vel Cemaat akidesini söndürmek için çalışmıştılar. Bununla birlikte birçok fıskı fücuru da yaymıştılar. O dönemler diğer İslam beldeleri haçlıların saldırılarına maruz kalıyordu. Ne zaman ki Selahaddin Mısırı ele geçirdi, bunu gören haçlılar oraya da saldırmaya başladılar. Peki, buna karşın Selahaddin ne yaptı? Haçlılarla mütareke mi imzaladı? Önce Ubeydiler döneminde izleri silinmiş akideyi halka yavaş yavaş öğretmeliyim mi dedi? Bilakis ilk andan itibaren cihadı ilan ederek, Mısır halkına açık ve net bir hedef belirledi. Ki o hedef; Kudüs’ün ve diğer işgal altındaki Müslüman beldelerin özgürleştirilmesiydi.

Nurettin Zengi, Kudüs’e konulması için bir tane minber bile yaptırmıştı. Bu suretle Mısır halkının elinde açık ve ulvi bir hedef çoktan oluşmuştu. Minberin El-Aksa’ya dikilmesi hedefi…

200 yıllık zındık Ubeydi devletinin gölgesinde bitmiş, aç, korkutulmuş, parçalanmış Mısır halkı…

Ne zamanki önlerine yüce ve büyük bir hedef konuldu, -ki o hedef Müslümanların beldelerini özgürleştirme hedefidir- beklentileri, önemsedikleri ve maneviyatı da büyük oldu. Bunun sonunca Ubeydilerin yönetimlerinden eser kalmadı. İlginçtir Kudüs’ün kurtuluşu da bu halkın eli ile gerçekleşti.

Nitekim Hıttin ordusunun büyük bir çoğunluğu Mısırlılardan oluşuyordu.

Bu tarihi hakikat günün birinde yönetimi ele alan tüm İslamcılar için büyük bir ders niteliğindedir. Özetle şunu vurguluyor: ”Halkın için önce büyük bir hedef belirle, bunun ardında zaten tüm küçük sorunlar kendiliğinden yok olacaktır.”

Ne var ki günümüzdeki hâkim anlayış şudur: Herhangi bir İslamcı bir hareket başa gelince yapacağı ilk iş; ”ekonomik, sosyal ve ahlaki koşulları ıslah etmesi ve herhangi askeri bir adımdan önce muhakkak insanların haram alışkanlıklarını ortadan kaldırması olmalıdır.”

Oysa tarih bize bunun aksinin doğru olduğunu öğretmektedir. Büyük hedefler insanların gayret ve azimlerini doldurur, halkların enerjilerini harekete geçirir ve gizli kabiliyet ve güçlerini ortaya çıkartır.

İşte Ebu Bekir ra. Nebi’nin (sav) vefatının ardına kabilelerin irtidat etmeleri hadisesi anında, Mekke, Medine ve Taif halklarının önüne büyük bir hedef koydu. Hâlbuki birçoğu küfürden daha yeni kurtulmuş, iki yıllık Müslümanlar idiler. Buna rağmen Allah Rasulünün emrine intisaben Usame’yi Rumlarla savaşa gönderdi. Sahabeler ona; Ey Ebu Bekir bunları çevir. Medine etrafındaki Araplar irtidat etmişken sen bunları Rumların üzerine mi yolluyorsun? O da cevaben; ”Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin olsun ki, köpekler Resulullah’ın kadınlarının ayaklarının etrafında dolaşsalar bile, ne Resulullah’ın yönlendirmiş olduğu bir orduyu çeviririm, ne de onun kaldırmış olduğu bir sancağı indiririm.” Tereddüt etmeden Usame’yi Rumlarla savaşması için gönderdi. Öyle ki irtidat eden çevre kabileler dediler ki eğer Medine’nin çok gücü olmasaydı, bu kadar zor bir zamanda Rumlar için ordu göndermezdiler. Yani ”demek ki hem bize karşı hem de Rumlara karşı savaşacak güçleri var” izlenimi uyandırarak kalplerine korku saldılar. Bunun üzerine dediler ki Müslümanların Rumlarla karşılaşmalarını bekleyelim bakalım sonuç ne olacak?

Müslümanlar Rumları hezimete uğratarak dönünce, irtidat etmeyi düşünen bir kısım insanlar tekrar İslam’da sebat ettiler.

Evet büyük hedefler.!

(Ebu Bekir ra ve beraberindeki sahabelerin) Allah’ın Resulüne sunmuş oldukları mutlak itaat, insanlar için ne pratik ne de mantıklı bir hedef gibi durmuyordu. Fakat bu, onların enerjilerini harekete geçirip, azimlerini doldurdu.
Düşünün ki Mısırda Şeriat hâkim oldu. Liderler ise ”Mısır ümmetin umududur”, ”ümmetin kurtuluşu bizim elimizle gerçekleşecektir”, ”biz Allah tan başkasına boyun eğmeyiz” veya ”Nübüvvet menheci üzere hilafeti yeniden ikame edeceğiz” gibi uhrevi yüce şiarları ümmet düzeyinde dillendirseler; bu söylemler gerek Mısır gerekse diğer beldelerin halkları üzerinde nasıl bir tesiri olur hiç düşündünüz mü?

Bu şiarların dillendirildiği bir ortamda Mısır halkından birisi kalkıp hükümetten sanatçılar ve şarkıcılar için özgürlük talebinde bulunabilir mi? Çıplaklar hükümetten istediklerini giyinme konusunda özgürlük isteyebilirler mi? Turizm ve sahillerden gelen gelir konusu gündem olabilir mi? İslam’ı eleştirecek düzeyde fikir özgürlüğü gündeme getirilebilir mi?

Bilakis, bu türden yüce hedeflerin insanları önüne konulur konulmaz insanlar bu türden boş ve faydasız şeyleri unutacaklardır. Genel hâkim anlayış bu tür şeyleri gündem yapanları hakir görecek ve ”biz ümmetin kurtuluşundan söz ederken sen şarkıdan bahsediyorsun öyle mi?” diye ayıplayacaktır. Kadına ise ”biz hilafeti yeniden diriltecek bir devleti isterken, sen çıplak giyinmekten bahsediyorsun öylemi?” diyecektir.

Bu türden aşağılık istekleri dillendiren kitleler toplumda dışlanacaklardır. Çünkü ulvi değerler peşinde koşan halkın önünde aşağılık taleplerde bulunuyorlar. Bilakis halk, böylelerini duygularına şikâyet edecek hatta dış düşman güçlere çalışan uşaklar olmakla itham edeceklerdir. Çünkü bilirler ki bu türden aşağılık istekleri gündem yapanlar ümmetin cihad ruhunu söndürmek ve gençlerinin ahlakını bozmak isteyenlerdirler. Nitekim böyle bir şeyi ancak düşmanlar arzu ederler. Böyle bir ortamda laikler, münafıklar ve şehvetlerine uyan fasıkların bile halk ile birlikte bu yüce şiarları terennüm etmekten başka bir seçenekleri kalmaz. Dillerine gem vurup susar, ellerindeki aşağılık sermayelerini de gizlerler. Yüce gayeleri arzulayan toplumlar daima bu tür aşağılık isteklerde bulunan düşünce ve görüşleri dışlarlar. Nebi sav zamanın münafıklar bu türden aşağılık isteklerini dillendirebiliyorlar mıydı? Tabi ki de hayır. Çünkü yüce şeylerle meşgul olan mücahid toplum, onlardan tiksinerek ayıplardı.

Burada çok önemli bir nokta vardır: Hâkimler veya İslami hükümetler büyük hedefler koyunca, daha önceleri hedef olan aslında boş ve haram şeyler, bunlarla meşgul olan insanların nezdinde onları büyük hedeflerinden engelleyen unsurlar olurlar. Devlet, halkı bu türden haramlardan bir kerede alıkoyma konusunda çaba harcayıp halkın tepkisinin ne olacağı konusundaki endişeyle karşı karşıya kalır. Oysa bunlara gerek kalmadan doğrudan Müslümanlar boş ve haramlara bakıp, bunların kendilerini gerçekten önlerine konulmuş yüce hedeflere varmaktan alıkoyduğunu görürler. Böylelikle bunları ayağıyla ezer ve yoluna devam ederler. Bu aşağılık dünyevi şeyler daha önceleri halkların hedefleri olabilir. Ancak bu, halkın maneviyat bakımından zayıf olduğu, beklentileri ve öncelikleri değersiz dünveyi şeyler olduğu zamanlarda öyleydi. Şimdi ise bunlar, halkın nezdinde yüce hedefin önündeki engellere dönüştü. Artık halk, bunlardan kurtulmak için hiçbir şeyi zor görmüyor, bilakis ona buğzediyor ve tekrar haramları işlediğinde ise kendisini hakir görüp ayıplayabiliyor.

Eğer bir devlet halkını hak ile meşgul etmez ise batıl o halkı meşgul edecektir.

Kardeşlerim bu sözlerim hayali şeyler değildir.

Bilakis kâfir halklara bile baktığımızda kendilerine büyük hedefler konulduğunda, -bu hedef her ne kadar batıl da olsa- enerjilerini ortaya çıkartıp harekete geçirdiğini görmekteyiz. Mesela komünist liderler Rusya halkına feodalist sınıfı ortadan kaldırma hedefi koyarak koca bir devlet olmayı başardılar. Oysa halk kâfir, hedeflerinin hakikati ise batıl olmasına rağmen bu gerçekleşti. İslami halklar da öyledir. Layık olmamalarına rağmen yönetimleri kendileri için bir takım şiarlar ihdas edince bunun etkileri büyük olmuştur. Mesela ‘Mısır’daki ”Savaşın sesini bastıracak başka hiçbir ses yoktur” şiarının eserine bakalım. Bu şiar, her ne kadar batıl, kavmiyetçi duygularla ve mağrur hislerle söylenmiş olsa da vakıada etkisi büyük olmuştur. Peki, Sadık bir İslam Devleti samimice bir şiarı dillendirse etkisi nasıl olur düşündünüz mü?

Gözlerin önüne büyük hedef konulur, düşmanlar da karşında dikilince; yüzlerin hakikati ortaya çıkar, düşman çehreler zahir olur ve halk artık kurbanlar vermeye başlamıştır. İşte o zaman meydan okuma ve direniş ruhu tutuşur, düşmanın aleyhine döner. Menhec ve tarzlarının sahih midir değil midir bunu göz önünde bulundurmadan İslami nizamların hâkim olduğu bazı beldeleri veya İslami şiarları dillendiren yönetimleri düşünün. Gazze’yi, Afganistan’ı veya Somali’yi düşünün. Örnekler arasındaki farklılıklar birlikte, her cemaat kendi yöresinin örfüne göre İslami olarak isimlendirdiği alternatiflerle halkın karşısına çıktılar. Dünya bunlara sessiz kalmadı. Ambargolar konuldu, saldırıların şiddeti arttırıldı, bastırmak için türlü silahlar denendi ve beşinci taburdan yardım istendi. Bunlara rağmen halklar, İslami şiarları dillendirenlere destek vermekten vazgeçmedi. Bu halkların önüne bir seçenek bırakıldı: İslami oluşumlara desteğinizi çekin ki hayat, destek ve huzura kavuşasınız.! Aksi halde açlık, mahrumiyet ve korku.

Buna rağmen halkların direniş ruhu harekete geçti, İslami olarak addettikleri şiarları dillendiren liderlerinin etrafında kenetlendiler. Mühim olan halkın, kendilerine dinleri hususunda meydan okunduğunu, bunun üzerine pazarlık yapıldığını ve dinleri sebebiyle şantaj yapıldığını hissetmesidir. Tüm bu şeyler, mezkûr ülkelerin açlık sebebiyle parçalanmış ve tarihleri iç savaşlarla geçmesine rağmendir. Buna rağmen kendilerine yöneltilmiş bir meydan okuma, onları diriltip takatlarını harekete geçirmiştir.

Öz yönetim ve şirketlerin başarı sebeplerini araştıran uzmanlar şöyle derler: ”Azmini bilemek için realitede pratiği olmayan ilham verici bir düş edin.” İşte ümmetin liderliğine sadece böyle bir düş sahipleri yükselebilirler. İnsan değerleri ile ölçülemeyen örneksiz ve uygulaması olmayan bir hayal. Fakat öyle bir düş ki, imanın olmayan şeyleri gerçekleştirdiğine inandırır. Tüm bunlar korkunun artık korkunun kalmadığı ve azmin yükseldiği ve yardımsız bırakanlara hüccetin kaim olduğu bu zamanda neden olmasın?

Şayet İslami projelerle halkların önüne çıkan oluşumlar; dinlerinin, halkları harekete geçirme konusunda gücünün olduğuna ve olağanüstü şeyleri yapma konusunda emin değillerse, o halde demek ki hala, halkları yönetmeye ehil olamamışlardır demektir. Zaten böylelerine Allah’ın değişmez sünneti de lider olmaya izin vermez. Önce İslam onların kalplerinde büyük olmalı ki, sonra yönettikleri halkların nefislerinde büyük olsun. Çünkü aslen herhangi bir şeye sahip olmayanın, o şeyi başkalarına vermesi düşünülemez.

Buraya kadar anlattıklarımız, önceki oturumlar kıssasını anlattığımız üç kişiden birincisi hakkındaki derslerdi.
Birinci kişi büyük gayelerin sahibiydi. Karısını ve evlatlarını ateşten kurtarmak ve düşmanlarıyla da savaşmak istiyordu. Bunu ta ilk baştan ilan etti ve bu doğrultuda gücünü sarf etti. Peki ya ikinci kişi? Bunu ise bir sonra oturumda işleyeceğiz Allah’ın izni ile.

Oturumun hülasası şudur: İslam adı ile başa gelmiş tüm yönetimlerin ilk başta yapması gereken şey, gizli takatlarını ortaya çıkartacak, onları eğitecek, problemlerinden kurtaracak ve olumsuz alışkanlıklarından kurtarıp tek çatı altında birleştirecek hedefleri halkların önüne koymak olmalıdır.

Vesselamu Aleykum ve Rahmetullah

İyad Kunaybi

Tercüman twitter: Ebu Hasan Mehmet @ebusalep

Ümmeti İslam

BU HABERLER DE VAR!

Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir

        ”Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir” Bazı insanlar sürekli …

Dr.İyad Kunaybi – Çocuk Yetiştirmek

Küçük oğullarınız ve kızlarınız büyümeye başladıkça onlar üzerinde hâkimiyet kurmanız zorlaşır. Sonra da yeni evler …