Perşembe, 27 Nisan 2017

Allah’ın İşine Burnunu Sokma! -2- Sağdan Yanaşanlar

_42705631_spainfallas_ap220

Bismillahirrahmanirrahim

Muhkem ayetlerle donatarak bize Kuran’ı indiren Allah’a hamd olsun. Peygamberlik süresi boyunca Tevhid davasından asla taviz vermeyen ve bizim hayatımıza örnek teşkil eden Muhammed(SAV)’e, onun ehl-i beyti ve ashabına salat ve selam olsun.

Allah Azze ve Celle kendi kelamı olan Kuran’da pek çok yerde Kıyamet günü olacak olan şeylerden bahseder. Saffat suresi 24-34. ayetlerinde Allah bizlere bazı insanların birbiriyle tartışmasından şöyle bahsetmektedir:

‘Onları durdurun! Onlar sorguya çekilecektir. (Onlara:) ‘Ne oldu size niye yardımlaşmıyorsunuz?’ denilir. Hayır, bugün onların hepsi teslim olmuştur. Birbirlerine dönüp sorarlar. (İleri gelenlerine): ‘Siz, bize SAĞ taraftan (DİNDAR) görünürdünüz.’ derler. (İleri gelenler:) ‘Hayır, siz zaten mümin değildiniz. Bizim size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir toplumdunuz. Onun için üzerimize Rabbimizin azap sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız. Evet, biz sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık’ derler. Bu şekilde hepsi o gün azapta ortaktır’

Ne dehşetli bir sahne… İnsanların pişmanlığının tarif edilemeyeceği bir an… Kıyamet günü korkunç görünümlü meleklerin etrafımızı sardığını ve bizi bu şekilde sorguya çektiğini kabul edelim. Hak yoldan çıkmış bir şekilde ölüm bizi yakaladıktan sonra azaptan kurtulmak için çare arıyoruz. Hoca, şeyh ve siyasetçilere suç atmak istiyoruz. Çünkü biz dünyada onlara bel bağladık onlara inandık. Ama onlar, hiçbir sorumluluğu üstlenmeyip bizi suçlarlar ve hep birlikte cehenneme atılırız. Allah bizleri bu akıbetten muhafaza etsin.

Bu dünyada başkalarının aldatmasıyla haktan sapmış olmamız bizi Kıyamette kurtarmaya yetmeyecek, suçumuzu bizi aldatanların üstüne yıkamayacağız. Hatta bütün insanları saptıran şeytan dahi Kıyamette cehennemliklerin kendisine yönelteceği suçlamaları kabul etmeyip insanlarla alay edecektir.[1]

Madem Kıyamette suçu kimsenin üstüne yıkamayacağız, öyleyse bu dünyada ‘AKIL’ ve ‘DİN’imizi başkasının cebine koymamalıyız. Kendimizi ve peşinden gittiğimiz kişileri hoca, alim, şeyh, siyasetçi, devlet adamı ve benzeri herkesi sürekli ölçüp tartmalıyız. Acaba bugün haktan uzaklaştım mı? Acaba peşinden gittiğim kişiler haktan uzaklaştı mı diye düşünmeliyiz? Peygamberler hariç hiç kimsenin günahsız ve hatasız olmadığını aklımızda tutmalıyız.

İnsanoğlu çok kolay haktan sapıyor olmalı ki; Allahu Teala, alim-cahil, büyük-küçük herkese günde en az 17 defa kendisinden hidayet istemesini emrediyor. Günün beş ayrı vaktinde sürekli Fatiha suresini okuyarak Allah’tan bizi doğru yola iletmesini istiyoruz. Allah, ‘Doğru yol’ tabirinin insandan insana değişeceğini bildiği için bu doğru yolu açıklıyor. ‘Kendisine nimet verdiklerinin yolu’ dedirterek istediğimiz yolun nasıl olduğunu açıklıyoruz. Yine Allah, insanların kelime oyunu yapıp manalarını saptırmak isteyeceğini de bildiği için ‘doğru yol’ dan kastın hangi yollar olmadığını da belirterek ‘Azaba uğramışların ve sapmışların yolu değil’ dedirtiyor bizlere.[2]

Bu dünyada güzel işler yaptığımızı sanıp da ahirette amelleri boşa gidenlerden[3] olmamak için evvela peşinden gittiğimiz hoca ve liderlerin veya içinde bulunduğumuz grubun taassubunu bırakmamız gerekir ki; muhtemel sapmalardan kendimizi koruyabilelim. Kuran’da ve sünnette ne olduğunu da bilmeliyiz ki elimizde hakkı batıldan ayırt edecek bir ölçütümüz olsun.

İnsanların ‘SAĞ’dan aldatılması nasıl olur?

Şeytan bizim doğru yolumuzun üstüne oturmuştur. Önümüzden, arkamızdan, sağımızdan ve solumuzdan gelerek bizi saptırmaya çalışır.[4]

Alimlerin ve müfessirlerin pek çoğu sağdan aldatmayı ‘dini’ açıdan aldatma olarak açıklamıştır. ‘sol taraf’ yani ‘ters/muhalif/din karşıtı’ şeklinde insanları aldatmaya çalışmak, her zaman Şeytan’ın işine yaramıyor. Mesela; Şeytan, teheccüd namazına kalkmak isteyen kişiye kalkmaması için vesvese verir. Bu fayda etmeyince uzun uzun namaz kılması için telkinde bulunur ta ki onu bıktırsın, sabah namazını ona kıldırtmasın. Bu örnek Şeytan içindi. Şeytanın tuzağı ise zayıftır.[5]

İnsanları haktan saptıran insi şeytanlara gelirsek şunu belirtmeliyiz ki; insi şeytanların[6] tesiri cinni şeytanlardan daha fazladır. Bu yüzden daha dikkatli olmak gerekir.

Sol taraftan insi şeytanların aldatmasına örnek olarak, ateistlerin yaptığı şekilde haktan uzaklaştırmaya çalışmayı verebiliriz. Sağ taraftan aldatma ise dini kimlikle hakka götürüyormuş gibi yapıp aslında batıla götürmektir.

Son zamanlarda herkese aşikar olan paralel meselesi buna güzel bir örnektir. Aslında bundan akıllı olanların ders çıkartması lazımdır.

Nasıl olmuştu da bu kadar kolay kandırılabilmişti milyonlarca insan? Kuran ve sünnete çok açık bir şekilde muhalefet eden bir aldatmacaya nasıl insanlar yıllarca kanmıştı? Acaba aynı veya benzeri yollarla insanları aldatan başkaları da yok mudur? Şu anda başkalarına da bu şekilde aldanıyorsak ve bunun farkına varmadan ölürsek ne olur?

Dikkatli olmak gerekir. Bu işin şakası veya geri dönüşü yoktur.

‘Sağ’dan Yanaşan Liderler

Sağdan yanaşanlar sadece şeytan ve sahtekar hocalar değildir. Makam ve mevki elde etmek isteyen liderler de vardır. İlk yazımızda[7] hükmetme=yönetme meselesine kısaca değinmiştik. Allah katında meşru yönetim İslam (Kuran=Şeriat) olmalıdır. Yasama, yürütme, yargı işleri Allah’ın tekelindedir. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.[8]Laiklik ve demokrasi düzenleri, Allah’ın bizim için seçtiği İslam (Kur’an=Şeriat) düzeni dışında kalan küfür düzenleridir. [9]

Ancak buna rağmen demokratik seçimlerde oy kullanma oranı %80’nin üzerine çıkmaktadır. Demokrasi küfür düzenidir diye oy kullanmayanların oranı ise yüzde bir ikidir belki. Peki nasıl oluyor da küfür düzeni olduğu halde Türkiye’deki Müslümanların yüzde doksanı oy kullanıyor. Nasıl bir tezattır bu?

Bir müslümana ‘madem demokrasi küfür düzenidir niçin demokratik seçimlere katılıyorsun?’ diye sorduğumuzda ‘ee ne yapalım? Daha beterleri mi gelsin başa, eskisi gibi cehepe mi olsun iktidar? …’ diye başlayan akıl yürütmelerine boğar bizi.

Bu mesele çok çetrefilli bir hal almış durumdadır. Türkiye’de belki de her muvahhid müslüman bu tartışmalara girmektedir. Arkadaş çevresiyle, akrabalarıyla, kardeşleriyle hatta anne babası ile oy kullanma meselesi yüzünden arası açılmıştır. İki tarafın düzgünce birbirini dinleyip güzelce tartıştıkları örnek belki de hiç yoktur. İki taraf ta kendi delillerini kendisine söyler, kendisi dinler ve kendisi haklı olarak ayrılır. Müslümanın böyle hiçbir hayırlı neticesi olmayan tartışmalara girmesi haramdır[10], peygamber aleyhisselam bu tarz tartışmaları yarıda bırakıp kalkmaya teşvik etmiştir.[11]

İbrahimi tevhidle yeni buluşan genç kardeşlerimiz kendi anne babalarıyla konuşurken şirkten sonra gelen büyük günahı işlememelidir.[12] Tevhid hususunda örnek aldığımız İbrahim as’ı babayla konuşma adabında da örnek almamız gerekir. İbrahim as’ın babası put yapan ve insanları da saptıran biriydi. Ama müşriklerden beri olduğunu belirten İbrahim as, babasına yumuşak şekilde hitap eder ve ‘babacığım’ derdi. [13]

Demokrasiyi küfür düzeni gördüğü halde oy kullanılması gerektiğini iddia edenlere gelmeden önce günümüz müslüman toplumunda mevcut iki problemi hatırlatmamız iyi olur.

1- İnternet ve teknoloji yüzünden her insan her konuda uzman oldu artık.

2- Bu toplum kendi vazifesinin ne olduğunu dahi öğrenmeye çalışmazken herkesin işine karışır.

Birinci problemi biraz düşündüğümüz zaman tebessüm etmekten kendimiz alıkoyamayız. Hastalandığımız zaman çevremizde aslında pek çok hekim olduğunu fark ederiz. Kişi hiç duymadığı bir şey hakkında 3. dakikada bir uzman gibi konuşabiliyor. 1.dk’de telefondan wikipedyaya girmesi, 2.dk’da yazıyı okuması ile 4 yıllık lisans mezunu olur adeta. Çince bilen biriyle tanıştığında adama ismini bile sormadan ayaküstü Çince dersi verir J

Aynı insanların demokrasinin İslam’daki konumu(!) hakkında bir sürü delil ortaya çıkartması da çok zor değildir.

İkinci problemde de insanı hayrette bırakın bir durum vardır. Bir Beşiktaşlıyı düşünün. Bir hafta sonra oynanacak sıradan bir maç için 7 gün boyunca kadro belirler, taktikler hazırlar, yorumlar yapar. Maç esnasında futbolculara bağırır, alkışlar, küfreder. Teknik direktöre akıl verir. Onun dediğini yapmazsa bağırır çağırır. Maç bittikten sonra pozisyonları inceler, hakemin haksızlık yaptığına hükmeder, arkadaşlarıyla beyin fırtınası yapar. 7 gün boyunca maçtan dersler çıkartır. Bir sonraki maçta Beşiktaş daha iyi oynayacaktır. Ama bir problem vardır: Bu adam Ardahan dağlarında bir köydedir.

Bu iki hastalık bir arada olduğu durumlarda ise ortaya neler neler çıkar.

Namaz kılmayı zar zor beceren kişi çok büyük bir müçtehidmiş gibi mezhep tartışmasına girer. Ebu Hanife’yi, İmam Şafii’yi eleştirir. Arapça bilmez hatta Kuran okuyamaz ama mealden yola çıkarak İmam Kurtubi gibi ayetlerden hüküm çıkarır. 100 tane hadis dahi ezbere bilmez ama 100 binlerce hadisi ezbere bilen muhaddisleri eleştirir.

Alimlerin, müçtehidlerin, mezhep imamlarının, muhaddislerin işine karışmak artık insanlara sıradan gelmektedir. Bu iki problem o kadar katmerleşmiştir ki insanlar artık Muhammed sav’i eleştirdiklerinin ve hatta Allah’ın işine karışmakta olduklarının farkında değillerdir.

İnsan, kendi işiyle ilgilenmediği sürece hep başkalarının işine karışacaktır. Öncelikle insanlara bunu kavratmalıyız. Kuran’ın hakim olması için herkesin çalışması gerekir. Toplum şeriata hazır değil diye müslüman liderleri temize çıkartmak yerine toplumu şeriata hazırlamak gerekir.

Şeriatı üst kadrolara sızarak getirmeyi savunanlara bu mantığın Kuran ve sünnete ters düştüğünü açıkladığımız zaman bazı alim ve hocaların fetvalarını getiriyorlar. Bu fetvaları incelediğimiz zaman cevap verilmeye değecek delil olarak Yusuf as, Necaşi ve Peygamberin amcası Abbas’ın getirildiğini görürüz. Başka deliller ise bahse bile değmeyecek niteliktedir. Mesela Yasin suresinde bahsedilen üç elçiyle alakalı mesele vardır ki delil dahi olmaz.

Yusuf (as)’ın iman etmeyen kralın idaresinde çalıştığını söyleyerek bunu delil yapanlar ise muhkemi bırakıp müteşabihe tabi olmaktadır. [14] Allah, Yusuf (as)’a imkan vermişti.[15] Kralın emirlerine uyma zorunluluğu yoktu. Mesela kardeşi Bünyamin’e kralın kanunlarını uygulamadı.[16]

Ayrıca bu meseleden hüküm çıkartmaya gelince bu iş müfessirlerin, fakihlerin ve müçtehidlerin işidir. Herkes bu ayetten istediği hükmü çıkartamaz. Bütün tefsirlere baktığımız zaman küfür düzeninde kanun çıkartan ve küfür kanunlarıyla hükmeden kişi için hiçbir alimin fetva vermediğini görürüz. Küfür düzeninde memur düzeyinde görev almayla ilgili ise çok ağır şartların konulduğunu görürüz.

1400 senedir İslam alimleri bunu böyle izah etmişlerdir. Günümüzde birkaç hocanın veya alimin verdiği fetvalara güvenen kişi Kıyamet günü bu güvendiği alim ve liderlere ‘Siz bize sağdan yanaştınız’[17] diye suçu yüklemek istediğinde bunun fayda vermeyeceğini unutmamalıdır.

İslam hakim olsun veya olmasın bizim görevlerimiz şunlardır; şirk koşmadan iman, namaz, oruç, zekat, hac, davet-tebliğ, emri bilma’ruf nehyi anil münker, i’lay-ı kelimetullah için cihad, Allah’a ve Rasulü’ne itaat. Kendi hayatımıza, ailemize ve yaşadığımız topluma Kuran’ı hakim kılmaya çalışmalıyız.

İslam devletinin olmadığı Mekke devrinde Peygamber ve sahabeleri ne yaptıysa onu yapmalıyız. Küfür düzeninden uzak durmalı Allah’a şirk koşan meclisten ve onun kanunlarından kaçmalıyız. Bunu kendi işimiz gereği yapmamız lazım. Çünkü Allah’ın bizden istediği şey şirk koşmadan imandır. Sonra İslam’ın hakimiyeti için çalışmaktır.

Allah, bizim şirk koşmadan öleceğimize garanti vermemiştir. Ama İslam’ı hakim kılacağına garanti vermiştir.[18]

Allah, İslam’ı hakim kılacağına garanti vermiştir.[19]

Allah, İslam’ı hakim kılacağına garanti vermiştir.[20]

Allah, İslam’ı hakim kılacağına garanti vermiştir.[21]

Şimdi Allah’ın işine burun sokmanın ne demek olduğu daha iyi anlaşılıyor mu?

Bir tarafta bizim sahip çıkmamız gereken iman var, diğer tarafta Allah’ın yapacağını defalarca belirttiği bir söz var. Bizim insanlar ne yapıyor? İslam’ın hakim olması için dinden çıkartan söz ve fiiller de bulunuyor. Bir de bunu İslam’ın hakim olması için yaptığını söylüyor.

Allah, İslam’ı hakim kılmaktan aciz kaldı da ona yardım mı ediyorsun haşa!

Allah’ın verdiği sözünden döneceğinden mi endişe ediyorsun haşa!

Kıyamette kişinin evvela hesaba çekileceği meseleyi bırakması ve ikinci meseleyi de Allah’ın istemediği bir şekilde yapması gariptir.

Aslında demokrasi yoluyla şeriatı getirmekten bahseden pek çok kimse bu sözünde samimi değildir. Sevdikleri parti ve liderler şeriattan ve Kuran’ın hakim olmasından önceliklidir. Şeriatı istemediğini açıkça söyleyen, demokrasi ve laikliğin savunuculuğunu yapmaya devam edeceklerini söyleyenler hakkında Şeriat’ı getirecek diye hüsnü zan yapan insanlar aynı hüsnü zannı mücahidler için göstermemektedir. Halbuki mücahidler, şeriatı getireceklerini söylemekte ve kanlarıyla bunu ispatlamaktadır.

Şu ayetleri iyi tefekkür etmemiz gerekir.

Allah, içinizden iman edip salih ameller işleyenlere onlardan öncekileri hakim kıldığı gibi kendilerini de dünyaya hakim kılacağını, kendileri için beğenip seçtiği dini (islam’ı) onlar için yerleştirip koruyacağını, onların korkularını güvene çevireceğini vadetti. Onlar bana kulluk eder, bana hiçbir şeyi ortak koşmazlardı. Kim bundan sonra inkar ederse yoldan çıkmış olanlardandır. Namaz kılın, zekat verin, Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.[22]

Aile ve arkadaşlarını ateşten korumak isteyen kardeşlerimiz de bu hususta Allah’ın emri ve Peygamberin sünnetine tabi olmalıdır. Siyasetçilerin sözlerinde sihir olduğunu[23] ve ne kadar ikna edici konuşsak da sürekli sihir altında kalanlara tesir etmeyeceğini hatırlatmak isterim. Bu sihrin tesirinin geçmesi yaklaşık kırk gündür. Tevhidi kendisinden öğrendiğimiz İbrahim (as)’ın babasını hakka davet ettiği gibi davet yapmamız gerekir.

‘Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde tartış.’[24]

***

Twitter: @EymenHamza

DİPNOTLAR

[1] İbrahim suresi:21

[2] Fatiha suresi:5-6-7

[3] Kehf suresi:104

[4] A’raf suresi:16-17

[5] Nisa suresi:76

[6] Furkan suresi:29

[7] http://kureselanaliz.com/allahin-isine-burnunu-sokma-1

[8] Yusuf suresi: 40. 67. En’am suresi:57. ayetler

[9] Maide suresi:3, Ali İmran suresi: 19

[10] Buhari: 6064

[11] Kim haksız olduğu bir münakaşayı terkederse kendisine cennetin kenarında bir ev kurulur. Haklı olduğu bir münâkaşayı terkedene de cennetin ortasında bir ev kurulur.Kim de ahlakını güzel kılarsa cennetin yüce yerinde bir ev kurulur.’ İbni Mace: mukaddime, hadis no:53

[12] En’am suresi: 151

[13] Meryem suresi:42 ve 44

[14] Ali İmran: 07

[15] Yusuf suresi:56

[16] Yusuf suresi: 76

[17] Saffat:28

[18] Tevbe:32

[19] Nur: 55

[20] Fetih: 28

[21] Saff: 9

[22] Nur suresi: 55-56

[23] Sahih-i Buhari, Tıp kitabı, hadis no:5767

[24] Nahl: 125

EYMEN HAMZA/KÜRESEL ANALİZ

BU HABERLER DE VAR!

Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir

        ”Nefret Eden Kerih Görsede Tevhid Önce ve Daimidir” Bazı insanlar sürekli …

Dr.İyad Kunaybi – Çocuk Yetiştirmek

Küçük oğullarınız ve kızlarınız büyümeye başladıkça onlar üzerinde hâkimiyet kurmanız zorlaşır. Sonra da yeni evler …